Popülizme Sövelim, Rahat Edelim

Murat Belge T24’te İngiliz arkadaşıyla yaptığı sohbet üzerinden, Brexit meselesinin İngiltere’yi nasıl böldüğünü anlatmış. Mesuliyeti de popülist politikacılara yıkmış: “Popülizmin uyguladığı yöntem, uygulayanın kazanmasına ne kadar yardımcı oluyorsa, yani ne kadar başarılıysa, toplumun bölünmesini de o kadar başarıyla gerçekleştiriyor.”

Bence meseleyi böyle formüle etmekte iki sıkıntı var.

Birincisi, Brexit meselesi İngiltere’yi —veya diğer meseleler mesela Türkiye’yi, ABD’yi, şurayı, burayı— ikiye bölmüş değil. Bütün toplumlar zaten ikiye bölünmüştü. Bölünmüşlüğü görünür kılan, her toplumda farklı bir vesile oldu. İngiltere’nin bölünmüşlüğünün göstereni de Brexit oldu söz temsili. Yani “ah ne güzel birlik ve beraberlik içinde yaşıyorduk, popülist politikacılar böldüler bizi” demenin zemini, arkasından hayıflanılacak geçmiş yok.

Dolayısıyla ikincisi, problem popülist politikacılardan kaynaklanmıyor. “Popülist politikacılar iyi çocuklar, dokunmayın” diyor değilim. Aksine, toplumun ortasından geçen fay kırığına sonda atıp bedava enerji imal etmek —o enerjiden bir iktidar devşirmek— biçimsiz bir şey, itirazım yok. Ama popülist politikacıların karşısındakilerin rakiplerini suçlayıp durmak gibi bir lüksleri yok.

Başa sarayım.

Toplumlar zaten bölünmüş durumdaydılar. Nasıl? Kabaca söyleyecek olursak, “miadını doldurmuş olan” ile “gelmekte olan” arasında…

Miadını doldurmuş olan, mesela sanayi. İkinci dalga medeniyeti. O dalganın zihinsel kodu, sınai mantık. Mesela Aydınlanma. Mesela ulus-devlet. Hangi açıdan kesit alırsanız alın bir başka veçhesiyle karşılaşacağınız bir şeyden söz ediyorum. İktisatta şöyle, sosyolojide böyle, siyasette öyle karşılığı olan bir halden… Bir tek halden…

Gelmekte olan dediğim ise, esasen, çoktan gelmiş bir hal. Dünyanın hemen her yerinde, hatta mesela Gana’da, Bolivya’da filan bile rastlanabilir bir hal. Bir manada, dünyanın hemen her yerinde, toplumların belirli bir kesimi “gelmekte olan” dediğim yere geçmiş durumda. Elbette oraya geçen nüfusun oranı toplumdan topluma değişiyor. Ama her yerde toplumların bir bölümü fay kırığının bu yanında, diğerleri ise öte yanında… Bir bölümü miadını doldurmuş olanı, diğerleri gelmekte olanı yaşıyor.

Yığınla faktörün karmaşık ilişkileri, toplumlardaki bölünmenin görünür olmasına yardımcı oldu. Daha önce toplumun dilsiz, etkisiz, edilgen olan kesimlerinin de sahneye çıkması için fırsat sağladı —defalarca vurguladığım gibi, daha zenginleştiler, daha çok diplomaları oldu ve teknoloji sayesinde birbirleri ile daha iyi etkileşebilir oldular mesela. Onlar yeni bir aktör olarak zuhur ettikleri için popülizm diye adlandırılan şey mümkün oldu. Mümkün olan, olur.

Meselemiz başka —popülizm değil.

Dünyada bir kesim, özellikle de siyaseti tekellerine almış olan kesim, ileride, çok uzakta bir cennet vaadiyle siyaset yaptılar. Geniş kesimleri de, kısa görüşlü olmakla itham ettiler, miyop olmakla. Orada, uzakta bir cennet var. Bugünü, kendinizi feda edeceksiniz, hep birlikte cennete ulaşacağız.

Yığınlar öyle yaşamaz, yaşamadı.

Şimdi, mesela Brexit meselesi çerçevesinde yaşanan da, benzer bir hal. Brexit yanlıları bugünü, kendilerini düşünüyor. Brexit karşıtı, AB yanlısı olanlar? Onlar da bugünü, kendilerini düşünüyor. Çünkü —dediğim gibi— onlar zaten fay kırığının öte yanına geçmişler ve onların bugünü, ötekilerinin yarını. Siyaset, yarın ulaşılacak cenneti tarif etmek ve hayal ettirmekten fazlasını yapmalı —ama yapamıyor. Fazlasını? Yani o muhayyel adrese hangi yoldan, nasıl gidileceğini anlatmalı, mesela Brexit yanlılarını o geleceğe ulaşabileceklerine, bugünü feda etmeden ulaşabileceklerine ikna etmeli.

Böyle bir akıl, böyle bir çaba yok. Sonra? Söversin Brexit yanlılarına, onların dalgasına binip kendilerine bir siyasi kariyer inşa eden popülist politikacılara… Hatta popülizm diye bir soyut bir düşman imal edersin, ona söversin.

Böylece yenilmekten kurtulamazsın ama yenilginin bir mazereti olur. Ellerini yıkayıp başını yastığa koyarsın.