Olta

“Enflasyonla Topyekûn Mücadele” deyip esnafa ve sanayiciye “fiyatları yüzde on düşürün n’olur, hiç değilse yılbaşına kadar” diye yalvardıklarında, kendi kendime “yılbaşından sonrasına dair ne gibi bir hesapları var acaba” diye düşünmüştüm. Kendi kendime düşündüğümü, fıtratım icabı, sağda solda da paylaşmıştım.

Bir tuhaflık vardı, yılbaşından üç ay sonra seçim vardı ve 2018 sonunda pir aşkına baskılanan fiyatlar yılbaşından sonra —seçimden önce— patlayınca… Patlardı, bunlar bile biliyor olmalılardı.

Bilmiyorlarmış. Bilseler umursamıyorlarmış. Görünen o ki “bugünü bir kurtaralım hele, o gün gelsin bir çaresine bakarız” kafasıymış. Hep aynı kafa ve her defasında aynı oltayı yutuyorum. İnsan devlette asgari bir ciddiyet, bir akıl varsayıyor. Ama yok. Ve olmadığını —öyle 2013’ten bu yana filan değil— ta 2002’den bu yana defaatle gördük. Görüp duruyoruz ve öğrenmiyoruz işte. “Bunların öyle uzun vadeli planlarla filan işleri yok” deyip durduğum halde, ben bile bu kadarına hazırlıklı olamıyorum.

Bu kadar derme çatma bir iktidar bu kadar muhkem görünüyorsa, varın düşünün muhalefet ne kadar derme çatma. Beyefendi adayları yeniden gözden geçirecekmiş. Ben olsam kendi pozisyonumu gözden geçirirdim. Geçenlerde bir grup CHP’li ile birlikteydik, “Kılıçdaroğlu Mart 15’te çıksın, ‘Nisan’ın 7’sinde Kurultay toplayacağım, aday olmayacağım’ desin, seçimi süpürürsünüz” dedim. Güldüler. Aynı şeyi bir önceki akşam kendi aralarında konuşmuşlar. Çok geçmeden Ekşi Sözlük’te benzer bir başlık açıldı.

Manavlık yapmaya özenenler devlet yönetiyor, manavlık bile yapamayacak olanlar muhalefet. Ahaliye yüklenmeyin, toplumun yine sağlam bir dokusu varmış, bu kadrolara rağmen iyi kötü işliyor.