Karar Verme Üzerine

Endüstri Mühendisliğinin taşıyıcı sütunlarının belki de en mühimi Yöneylem Araştırmasıdır (Operations Research – OR). Mezkûr disiplinin esas derdi en iyi seçeneği, eğer muhtelif sebeplerle o tespit edilemiyorsa makul bir seçeneği tespit etmektir.

OR kitaplarında —bütün disiplinlerin ders kitaplarının hepsinde olduğu gibi— veri probleminiz yoktur. Filanca ürünün maliyeti, falanca deponun kirası, A ve B noktaları arasındaki ulaşım süresi, falanca tezgâhta filanca parçanın değişim süresi filan hep bellidir. Size kalan, problemi çözmek için uygun tekniği seçip, değişkenleri yerlerine koyup, tekniğin gerektirdiği işlemleri yapmaktır. Yapar öğrenirsiniz.

OR kitaplarının girişinde kullanılan gözde problemlerden biri, çiftçinin tarlasına ne kadar arpa, ne kadar buğday ekeceğidir. Tarlanın büyüklüğü belli, erişebileceğiniz arpa tohumu miktarı ve fiyatı belli, buğday tohumu miktarı ve fiyatı belli, her iki ürünün tohum başına verimi ve üretildiğinde gerçekleşecek satış fiyatı belli. Hepsini biliyorsunuz, ne güzel. Kârınızı maksimize edecek kompozisyonu şıp diye bulursunuz.

Hayatında OR derdi almamış, OR kitabı görmemiş, karar verme süreçleri hakkında birkaç saat bile kafa yormamış birilerinin —yani nerdeyse herkesin— zihnine bu OR’ giriş bilgisi nereden, hangi yollarla, nasıl sızdı bilmiyorum. Ama anladığım kadarıyla herkes dünyayı şıp diye bulunuverecek çözümlerin sahnesi olarak görüyor.

Hayat —herkesin hayatı— bir kararlar silsilesi.

Ancak…

Birincisi, her bir kararı böyle analitik metotlarla almaya kalksak, geriye hayat diye bir şey kalmaz. Kararlarımızın kahir ekseriyeti otomatik kararlardır. Herhangi bir analize ihtiyaç duymadan veririz. Çalışıyorsanız, filanca saatte mesaide olmanız gerekiyorsa, iş yerine ne kadar sürede ulaşacağınız az çok belliyse, kurduğunuz alarm çaldığında yataktan kalkarsınız. “Kalksam mı, biraz daha uyusam mı” diye tereddüde düşmezsiniz.

İkincisi, geriye kalan az sayıda kararın kahir ekseriyeti, sınırlı bir seçenek uzayından seçme halidir. Kalktınız gardırobunuzu açtınız, sınırlı sayıda seçenek var. “Dünkü kadının üzerinde gördüğüm pembe bluz güzeldi, onu giyeyim” diyemezsiniz, gardırobunuzda yoksa. “Şunu dün giymiştim, bugün hava soğuk bu olmaz, öğleden sonra da toplantı var biraz daha ciddi görünmekte fayda var” filanlar girer devreye.

Üçüncüsü, geriye kalan çok daha az sayıdaki karar için, kusursuz veriye (information) ulaşma şansınız olmaz. Yani arpanın ve buğdayın satış fiyatlarını bilemezsiniz mesela. Tahmin edebilirsiniz. Gelecekte oluşmayacak, şimdiye dair veriler bile kusursuz değildir.

Dördüncüsü, analitik OR tekniklerinin büyük bölümü maliyetlidir. Zihinsel yükü ağırdır. Dolayısıyla, onların yerine genellikle heuristicler istihdam edilir.

Bu listeyi sınırsızca üretebilirim. Ama maksat hâsıl olmuştur herhalde. Demem o ki, “karar dediğin şöyle verilir” veya karar dediğin şöyle verilmeli” derken kastettiğimiz şekilde karar vermeyiz, veremeyiz. Kendimiz kararlarımızı öyle vermeyiz ama… Başkalarının öyle vermemesini ayıplamaktan da geri durmayız.

***

Yukarıda, “bu listeyi sınırsızca uzatabilirim” dedim. Uzatmayacağım. Ama bu yazıyı yazmamın esas sebebi, o listenin iki unsuru.

Birincisi…

Kararlar statik bir dünyada ve/veya vakumda verilmiyor. Yani mesela, bu yıl tarlaya buğday ektiğimizde gelecek yıl buğday verimi düşecek ise, verdiğimiz karar kararın verildiği uzayın parametrelerini değiştiriyor ise, statik bir dünya varsayımı çöker. Gerçekte de, her karar dünyayı değiştirir. Büyük bölümü ciddi ölçüde değiştirir. Mühendislik yerine tıp okumaya karar vermişseniz, izleyen süreçte bambaşka karar problemleriniz olacak. Mühendislik seçtiğinizde önünüze ne tür karar noktaları gelecek, tıp seçtiğinizde neler gelecek, “mühendislik mi tıp mı” sorusu önünüze düştüğünde hiçbirini bilmiyorsunuz. Bilemezsiniz.

Sanki dünya öyle değilmiş, sanki Bandersnatch’ın dünyasında yaşıyormuşuz, sanki buraya nereden geldiğimizin ve buradan nereye gideceğimizin ehemmiyeti yokmuş gibi ahkâmlar kesiliyor. Bu ekim zamanı bir karar vereceğiz, gelecek yıl ekim zamanı tastamam aynı parametrelerle karar verilecek gibi…

İkincisi ve esas derdim olanı…

Verdiğimiz karar sadece ve en çok dünyayı değiştirmez. En ciddi izi bizde bırakır, bizi değiştirir. Öyle çok boyutlu neticeleri vardır ki bu dediğimin, her birine sadece değinmeye kalksam, yüzlerce sayfa yazmak gerekir. Ama herhalde, karar verici bir öznenin verdiği kararın bizatihi o özneyi değiştirdiğini kabul ettiğinizde sistemin nasıl karmaşıklaştığını anlamak için misal gerekmiyor.

Verilen kararın karar vericiyi değiştirmesinin muhtelif neticelerinden biri şu: Ortada doğru bir tercih, optimum bir tercih yok. Filanca özne bir karar vermiş, doğru olduğunu varsayarak vermiş, bu karar neticesinde kendisi değişmiş ise, o değişmiş öznenin aynı karar problemiyle karşılaşmış olsaydı aynı tercihi yapacaktı olduğunu garanti edemeyiz. Dolayısıyla nesnel, evrensel bir doğru yok.

Demokrasi denen şeyi manalı kılan da, dünyanın bu karakteri. Toplum için doğru bir tercih, optimum bir tercih yok. Diyelim hızla büyüyen bir şehirde Belediye Başkanısınız ve bir bölgeyi imara açmanız gerekiyor. Hangi bölgeyi açacaksınız, sınırları nereden geçecek? Sayısız seçenek var. Bir uzmanlar ekibini yardıma davet ettiniz, bir çözüm buldular. Bir başka uzmanlar ekibinden yardım isteseydiniz, tastamam aynı çözümle önünüze gelmeleri Milli Piyangodan büyük ikramiye kazanmak kadar büyük bir sürpriz olurdu. Bu tür karar problemlerinde çözüm keşfediliyor değil, icat ediliyor.

Tercihi yapmak uzmanlara devredildiğinde, demokrasi yok. Öyle “sandık koyduk, seçim yaptık, demek ki demokratik” filan olmaz. Demokrasi, yığınları karar süreçlerine katma işi.

Şöyle bir düşünce deneyi teklif edeyim.

Diyelim ki filanca bölgenin imara açılması kararını verip o bölge için bir imar planı yaptık. Sonra da bunu ilan edip dayattık. Bu A süreci olsun.

Diyelim aynı imar planını yaptık ama ilan etmedik. Şehirli bilmiyor bizim planı yaptığımızı. Şehirliyi işin içine katan bir süreçte bir imar planı üretmeye giriştik. Bu da B süreci olsun.

Olacak iş değil ama diyelim her iki süreçten de tastamam aynı plan çıktı. Aydınlanma aklına göre, her iki süreç eşdeğerdir. Neticede bir karar verilecek, bir dizi tercih yapılıp bir plan yapılacaktı. İki ayrı süreçten aynı netice çıktığına göre…

Öyle değil. A sürecinde üretilen planın uygulanması zordur. B sürecininki kolaydır. A süreci sancılara yol açar, B süreci olgunlaşmaya. Her iki süreçte de şehirliler değişir. Birincide negatif, ikincide pozitif bir biçimde.  

Aydınlanma aklı neden bu farkı görmez. Çünkü yapılan tercihin tercih yapan özneyi değiştirmesi gibi döngüsel süreçlere aklı ermez. O döngüsel süreçleri inkâr edemezse ihmal eder. Nesnel, analitik çizgisel bir dünya varsayımı vardır.

Ama işaret ettiğim probleme yol açan esas vasfı, yola değil, neticeye odaklı olmasıdır. Hayat ise bir yol, neticeler toplamı değil.