Kantarın Tartmadığı

Güneş, çevresinde dönen bütün gezegenlerden olağanüstü büyüktür. Dolayısıyla biz, Satürn’ün dünyaya uyguladığı çekim kuvvetini ihmal ederek dünyanın yörüngesi hakkında tahminlerde bulunabiliriz ve tahminlerimiz iş görecek kadar hassas olur. Tahminlerimizin pek hassas olması, Satürn’ün dünyaya, dünyanın Satürn’e kuvvet uygulamadığı manasına gelmez. Uygularlar.

E o vakit Satürn’ün uyguladığı kuvveti de hesaba katsak? Katamayız. Matematiğimiz müsait değil. İki kütleli bir sistemin matematiksel modeli ile üç kütleli bir sistemin matematiksel modeli arasında, Yıldız yokuşunu tırmanmakla Everest’in tepesine tırmanmak arasındaki kadar fark var. Hatta daha fazla —çünkü birileri Everest’in tepesine tırmanabiliyor ama kimse üç kütleli bir problemi analitik olarak çözemiyor.

Güneş Sistemi gibi çok kütleli olunca?

Her bir kütleyi sadece Güneş ile kendisi varmış gibi…

Yani Serbestiyet’te Berktay’ın sözünü ettiği emperyalizm algısının bu kadar kolay alıcı bulması sebepsiz değil. Öyle Türkiye’nin, Angola’nın, Filipinler’in özne olduğu, dünya siyasetindeki yörüngeler üzerinde müessir oldukları bir dünya tasavvuru kolay değil. Koyarsın ortaya bir güneş, artık Britanya İmparatorluğu mu olur, ABD mi, Rusya mı fark etmez, her şeyi ona göre açıklarsın. Huzura erersin.

Açıklama dediğiniz şeye, nihayetinde, huzura ermek için ihtiyaç duyuluyor. Hepimiz için öyle. Aramızdaki farklar, bazıları kuyumcu terazisiyle tartarken, başkalarının kantarla tartmasından kaynaklanıyor.

***

Mesele şu ki…

Yeryüzünü sanki âlemde ondan başka bir kütle yokmuş gibi görüp hesaplarınızı ona göre yaptığınızda, kilolarca domates, patlıcan, soğandan daha pahalıya mal ettiğiniz havan topunu istediğiniz yere düşürebiliyorsunuz. Başardığınız işe bakıp ellerinizi çırparak “öldürdüm, öldürdüm” diye zıplayabilirsiniz. Ama… Âlem sizden ve öldürdüklerinizden ibaret değildi, değil. Öldürdüğünüz herkesin başkalarıyla aralarında çekim kuvveti vardı. Öldürdüğünüz her bir kişi, bütün yörüngelerin karışmasına yol açtı.

Hadi bunlara aklınız ermiyor, ermeyecek. Esasında bunlar aklın terazisiyle —sizin durumunuzda kantarıyla— tartılmadan önce vicdanın paketleme tesislerinde reddedilmesi gereken işlerdi ama öyle tesisleriniz yok, bu yüzden geçiyoruz. Ama işte, attığınız o havan topu mermisiyle pazardaki patlıcan fiyatları bile —itiraf ettiğiniz gibi— birbirine dolanık. Neticede ne oluyor? Ümit Kıvanç’ın Duvar’da yazdığı gibi, “ben bir güneşim, her bir şeyin konumunu ve yörüngesini bana göre tayin edeceksiniz” demek durumunda kalıyorsunuz.

Hanidir diyorsunuz zaten, burada bir anlaşılmazlık yok.

Siz diyorsunuz demeye de… Hayat öyle değil. Her şey birbirine dolanık. Sizin matematiğiniz yetmiyor ve hesaplayamıyorsunuz diye dünya ayı, ay dünyayı çekmiyor değil. Sizin kantarınız tartamıyor diye yükte hafif pahada ağır şeyler ortadan kalkmıyor.

Bu işler böyle. Kafa böyle olunca, sadece iki kütleli sistemleri bilince, dünya da senin bildiğin kadar olsun isteyince, Belediye Başkanı olursun, işler yürümez. Başbakan olursun, işler yürümez. Yakınındaki kütleleri yutup daha büyük olursun, işler yürümez. Cumhurbaşkanı olursun, işler yürümez. Anayasa değiştirir, Cumhurbaşkanlığı dışındaki bütün kurumların kütlelerini yutarsın, işler yürümez. İttifak kurup başka zavallı kütleleri de yutarsın, işler yine yürümez. Kendini peygamber ilan etsen işler yine yürümez —edeceksin, yürümeyecek.

***

Açıklama dediğiniz şeye, nihayetinde, huzura ermek için ihtiyaç duyuluyor. Ve işte ne sen, ne vekil, bakan, genel müdür filan ettiklerin huzur içinde başınızı yastığa koyamıyorsunuz. Âlemin düzenine minnet duyan yığınla insanı herkesin konumunu ve yörüngesini tayin etmeye şehvet duyar hale getirdiniz, onlar da huzur içinde uyuyamıyorlar işte.

Çünkü âlem dolanık. Senin kantarının tartamayacağı yığınla şey var ve hepsi birbirine dolanık. Her birimizin başını belaya sokabilir, üzerimize ziyadesiyle pahalı mermileri yağdırabilir misin? Elhak, yağdırabilirsin. Ama senin başın, bizimkinden daha büyük belada. Daha da büyük belaya uğramadan geri dönülebilecek sınırı da geçtin. Sen zavallıdan bir güneş imal etmeye kalkan şeyinin kılları da geçtiler. Geçmiş ola…