Beka

Her birimiz, her an, sayısız tehdide maruz kalıyoruz.

Yabancı organizmalar muhtelif yollarla vücudumuza giriyor. Dertleri bizi öldürmek filan değil —zaten bizim hakkımızda bir fikirleri bile yok. Kendi hayatta kalma mücadelelerini veriyorlar. Ama bizim sağlığımız için tehdit oluşturuyorlar. Durmaksızın tekrarlanan olağan süreçlerde —mesela hücre kopyalamaların birçoğunda— hatalı işlem gerçekleşiyor. İlerlerse kansere yol açabilecek bir süreç başlıyor. Yaptığımız ters bir hareket omurgada zorlanmaya yol açıyor. Yiyip içtiklerimiz muhtelif olumsuz tortular bırakıyor. Ve saire…

Ama…

Normal şartlarda alarma geçmiş bir halde yaşamıyoruz. Her an sayısız tehdit altındayız ama alarm durumu yok.

Yani?

Sağlıklı olmak, tehdide maruz kalmamak manasına gelmiyor, tehditlerle, olağan rejim altında baş edebiliyor olmak manasına geliyor. Bünyeniz tehditlerle baş edebilecek kabiliyetteyse, demek ki, tehditlerden haberdar bile olmadan hayatınızı, sağlıklı bir biçimde sürdürebiliyorsunuz. Beka probleminiz olmadan…

Sonra birileri geliyor, “tansiyonun yüksek” diyor. Neye göre yüksek? Evrensel olduğu iddia edilen bir standarda göre… Belki sizin için normali odur. Sizin bünyenizin gerektirdiği tansiyon odur. Öyle bakılmıyor.

Öyle bakılmadı uzun süre. Şimdi öyle bakan hekimler var ama çoğunluğu nasıl bakıyor, bir fikrim yok. Dolayısıyla tansiyon hapları verildi. Kullanıldı. Tansiyon hapları, tansiyonu bir süreliğine de olsa, evrensel standartlara yakınsattı. Ama bünye, alışık olmadığı bu yeni duruma reaksiyon gösterdi. Kilo almaya başladınız. Şekeriniz yükseldi. “Böyle olmaz” dedi hekimler. Spor tavsiye ettiler ve bir avuç hap daha verdiler.

Filan.

Şahsi tecrübelerime yaslanarak söylemiyorum bunları. Çünkü benim başıma gelmedi. Çünkü hekime gitmedim. Gitmek zorunda kalmadan ölmeyi ümit ediyorum.

Şahsi tecrübelerime yaslanmıyorum ama şahsi gözlemlerime yaslanarak söylüyorum. Paçasını hekime kaptırıp sonra da kurtarabilen bir tek misal görmedim. Bu hususta uyduruk bir de teorim var, daha önce söylemiş olmalıyım. Bünyenin sağlığı dediğimiz halin sürmesini sağlayan süreçleri alt beyin yönetir. Bünyenin muhtelif sistemlerinin ahenk içinde işleyişini alt beyin sağlar yani. Her bünyenin kendine göre akordu vardır ve enstrümanların aynı akorttan çalması işini alt beyin yönetir.

Siz “acaba tansiyonum ne âlemde” diye sorup ölçtüğünüzde, korteks “aha top benim sahama düştü” diye coşkuyla topu alıp sürmeye başlar —bildiğimiz anlamda “bilmek” ve “ölçme” korteksin alanına girer, alt beynin bildiğini “bilmezsiniz”. Yani korteks alt beynin işini üstlenmeye kalkar. Mesele şu ki, alt beynin bildiğini bilmez. Onu bilmediğini de bilmez. İşler arap saçına döner.

Bir bünye için korteks neyse, toplum için Aydınlanma aklı o.

“Hmm, bu kadar din fazla, biraz rejim yapalım” diyen de, “bu kadar din az, biraz takviye yapalım” diyen de, dolayısıyla, benim açımdan aynı akıldır. Ve o akıl, ne yazık ki, “ulan işleri berbat ettik, bari filanca mevzua bulaşmayalım” demez, diyemez. “Patlıcan için bu fiyat fazla” da der, “kadın istihdamı düşük —veya yüksek—“ de der. “Kürtlere şu kadarı kâfi” de der. Der oğlu der.

Ama Aydınlanma aklı iş yaptı.

Evet yaptı, hiç inkar etmedim. Nerede yaptı? Ağırlıklı olarak Fransa, Almanya, Britanya üçgeninde. Dünyanın kalanı için evrensel standart olarak kabul edilen tansiyon ve şeker oranları, işbu üç toplumun bünyelerinde yapılan ölçümlerden türetildi. Üçünün tansiyonu ve şekeri aynı değil, daha önce defalarca işaret ettim —en somut ve vurucu misali olarak da kuantum teorisinin neredeyse saf Almanca, evrim teorisinin saf İngilizce olmasını kullandım. Üçü birbirine benzemek için çabalamadı. Ama dünyanın kalanı, üçünün ortalaması denebilecek bir şeye yakınsamak için avuç avuç ilaç kullandı.

Yani? Fransa, Almanya ve Britanya alt beyinlerinin tezahürünü, biz korteksimizle yapmaya yeltendik.

Zehirlenmiş haldeyiz yani.

Yine de… Sanki sağlıklıymış gibi davranabiliyorduk. Çünkü toplumlar da —tıpkı bünyeler gibi— uyum sağlarlar. Ne demek uyum sağlamak? Kortekse “teşekkür ederiz çok yardımcı oldun, şimdi sen kendi işinle meşgul ol, bünyenin dengesini yönetme işini alt beyne bırak” demek, diyebilmek. Alt beyin, durmaksızın alınan ilaçlarla değişen vücut kimyasına göre yeni bir akort bulur —eğer bulabilirse— ve yaşar gideriz.

Öyle, mütemadi bir dış destek ihtiyacı içinde ama sağlıklı sayılabilecek bir halde yaşayıp gidiyorduk.

Sonra malum, bizi dış destek ihtiyacından kurtarmaya geldiler.

Korteksin iyi kötü gelişmiş olan bölümünü de kesip atarak, bizi kurtarmaya… Mesele şu ki, kendileri korteks rolü üstlenmeye kalkan, korteks kadar bile olamayan bir zavallı organ bu. Memlekette karşılığı olan bir şey değil. Yani şimdi din hakkında atıp tutanların din anlayışı, eğer bir biçimde bir zamanlar bir karşılığı var idiyse, yüzlerce yıl önce tedavülden kalktıydı. Toplumun dindarlarının dini, televizyon ekranlarında ağzı sulanarak 13 yaşındaki kızlara sulanan zevzeklerin dinini hiç andırmıyordu. Topluma “din öyle olmaz” deyip, bir şeyler enjekte ettiler/ediyorlar. Fiyatlara yukarıdan müdahale etme fikri bir vakitler neşvünema bulmuştu ise, çoktan tedavülden kalktıydı. “Ama patlıcan o fiyata olmaz” deyip, bir şeyler şırınga ediyorlar.

***

Benim derdim basit.

İnsanın bağışıklık sistemi mesela, hiç de Aydınlanma aklına uygun bir biçimde çalışmaz. Tasarım sıfır, israf bin beş yüz mesela. Kalp hiç de Aydınlanma aklına uygun çalışmaz, şöyle çeşmeyi açtığınızda suyun düzgün bir hızla akıvermesi gibi akmaz kan vücudunuzda, kasılmalarla pompalanır. Bunlar ve daha niceleri hiç de hoş işletim sistemleri değil.

Ama öyle işliyorlar ve… İşliyorlar.

Vücudunuzda sayısız, birbiriyle ilişkili ama her biri kendi kararlarını veren otonom karar verici var. En ücradaki hücre bile, bir biçimde, diğerlerinin çıkardığı sesi işitiyor, kendisini ona göre uyarlıyor. Ortaya da sağlık dediğimiz hal çıkıyor. Sayısız derdi, sıkıntısı olan ama beka problemi olmayan bir orkestra. Sizin bestenizi çalmıyor ama ahenkli bir müzik çıkarıyor ortaya.

Bence kâfidir.

Böyle bakınca, memleketin beka probleminin bir türlü ortadan kalkmaması, onu ortadan kaldırmaya teşebbüs edenler yüzünden. Memleket orkestrası yüzünden değil.

Bir defa daha ve bu terimlerle söyleyeyim dedim. Malum, beka problemimiz 31 Mart’a yaklaştıkça, kendilerini hekimliğe atamış ve memleketin bekasını tehdit altına sokmuş zavallıların ağzından yine tekrarlanıp duruyor.