Enflasyon, Faizler ve Beşiktaş

Göztepe-Beşiktaş maçını seyrederken, “Pozisyonsuzlukla Topyekûn Mücadele” programının neden bu kadar geciktirildiği sorusu düştü aklıma. Ne Fikret Orman ve ne de Şenol Güneş, haftalardır süren sıkıntının aşılması için, Beşiktaş aşkıyla her şeyi göze alabilecek olan taraftarları neden seferberliğe davet etmezler, anlamak müşkül.

E işte, herkes asrın lideri olamıyor.

***

“Enflasyonla Topyekûn Mücadele” programının ne ihtiva ediyordu olduğunu merak bile etmemiştim. İstiklal Caddesinin girişindeki tabeladan anladığım kadarıyla, yıl sonuna kadar, fiyatlarda yüzde on indirim seferberliği gibi bir şeyler var içinde. “Neden yüzde on diye” sormayacağım ama “neden yıl sonuna kadar” diye sormazsam olmaz.

Neden yıl sonuna kadar?

Maksat 2018 enflasyon değerini baskılamak. 2019 Allah kerim.

2018 enflasyon değeri neyi etkileyecek ki, böyle canhıraş bir çabayla, TÜİK’in yanına esnaf ve tüccarlardan müteşekkil tümenler dizmeye ihtiyaç duyuluyor? Mesela işçi ve memur maaşlarındaki zam oranlarını etkileyecek. Onları düşük tutmak için bir “dayanak” lazım geliyor. İlaveten, seçime, “öyle böyle dediler ama işte enflasyon onların dediği gibi de çıkmadı” denerek gidilecek. Herhalde… Aklıma başka bir mana gelmiyor. Neden yıl sonuna kadar olsun? Eğer fiyatlar böyle baskılanabiliyorsa, neden ilelebet olmasın da sadece yıl sonuna kadar olsun?

***

İnsana yoksullaşmak öyle koymuyor ama Cumhurbaşkanlığı makamında ikamet eden zatın, onun ekonominin başına getirdiği damadının, muhtelif mevkilerde istihdam ettikleri şey kıllarının mercimek kadar akıllarıyla aptal yerine koymaları… Katlanılır şey değil.

Beşiktaş uzun süredir, esasen geçen sezonun başlarından beri, topu rakip ceza sahasına götüremiyor. Topu götürdüğünde, rakip ceza sahasında yeterli sayıda elemanı olmuyor. Sosyal medyada esip gürleyen taraftarının çoğu, şu veya bu futbolcuyu hedefe yerleştirip veryansın ediyor. Ama Beşiktaş’ın iş gören bir planı yok. Şenol Güneş’in takımı topu Quaresma’ya atacak. O da ortalayacak. O ortalarla buluşabilecek yeterli oyuncu var mı ceza sahasında? Yok. Nasıl çoğalacak Beşiktaş rakip ceza sahasında? Belli değil.

Futbolu bu yüzden seviyorum. İşe yarar bir oyunun yoksa, “Topyekûn Mücadele” filan gibi safsatalarla onun yokluğunu gizleyemiyorsun. Kabak gibi görünüyor her şey. Hayat da az çok futbolu andıran bir şey. Biraz daha basiti. Her şey kabak gibi görünüyor hayatta da… Ama işte, veriyorsun üç beş omurgasıza üç beş bir şeyler, senin adına yaygara koparıyorlar gazete görünümlü şeylerde, televizyon ekranlarında, sosyal medyada.

Eh, benzerleri futbolda da var. Maçı seyrediyorsun ama sanki başka bir maçı seyrediyor gibi yorumluyor birileri. Artık kimden ne kârları varsa… Yine de… Maçın bitiminde skorboard yazıyor işte, Türkiye, Erdoğan ve şürekasının acil ihtiyaçlarını karşılamak için gerekenden çok daha azını, akla ziyan faizler taahhüt ederek ancak bulabiliyor.

Seçimden önce demiş ki mealen, “böyle olmaz, Japonya şu faizle, ABD bu faizle, İsrail o faizle borç buluyor, biz de faizi düşüreceğiz.” Hani sanki borç verenler faiz oranlarını keyfi olarak belirliyor. Kendisi memlekette her bir şeyi keyfine göre belirliyor ya, zannediyor ki dünyada da işler öyle yürüyor. “Hmm, Japonya mı, ona şöyle bir faiz isteyelim, Türkiye mi, ona geçirelim” filan diyor sanki birileri. Ah ulan borç verenler de etrafındaki zevzekler sürüsü gibi olacak, “siz bilirsiniz ulu yüce Reis, hangi oranı buyurursanız başımız üstüne” diyecek, esnaf, tüccar o zevzekler sürüsü gibi “efendim hangi fiyatı takdir buyurursunuz” diye soracak… Asrın lideri memleketi ne biçim uçuracak.

Neyse biz, öteki budalanın dördüncü sınıf şairaneliğiyle dokuduğu twitlere yoğunlaşalım. Gol yiyip duruyoruz, gol atabilecek gibi görünmüyoruz, Quaresma’nın attığı çalımla heyecanlanalım bari.

Genel kategorisine gönderildi