Homo Gazlius

İnsan türünden evrimleşmiş olduğu zannedilen bir canlı türü. Kimi bilim insanlarına göre Homo Erectus’un bir kolu haysiyet, utanma gibi insani özelliklerinin gelişmesiyle Homo Sapiens’e evrimleşirken, bir başka kolu da Homo Gazlius’a evrimleşmiştir.

Ancak 20. Yüzyılın ortalarında Homo Sapiens ile Homo Gazlius’un görünümleri arasındaki benzerliğe yaslanan bu genel kabulün gözden geçirilmesi gerektiği fikri ortaya atılmış, bu fikir giderek güç kazanmıştır. Nitekim bazı bilim insanları, Homo Gazlius’un Kambrien patlaması öncesinde ortaya çıkmış bir tür olması gerektiği konusunda ısrarcıdır, çünkü türün bireylerinde, bildiğimiz türden bir omurga bulunmaz. Onun yerine, boyundan kuyruk sokumuna kadar bir silindirik boşluk yer almaktadır ve bu boşluk yeterince gazla dolarsa, birey ayakta durur intibaı vermektedir. Bu yaklaşım, Homo Gazlius’ın Homo Sapiens’e benzerliğini açıklamakta zorluk çekse de, bilim dünyasında hâlâ taraftar bulabilmektedir.

Başka bilim insanları ise Homo Gazlius’un, bilinmeyen bir tarihte, Homo Sapiens’in bir bölümünün haysiyet, utanma gibi kabiliyetlerini yitirmesiyle türediği kanaatindedir. İlgili süreçte omurga yerini sözü edilen silindirik boşluğa bırakırken, sinir sistemi de aşırı basitleşmiştir. 20. Yüzyılın sonlarında yoğunlaşan araştırmalar, Homo Gazlius’un kafatasının içinde benzersiz bir doku olduğu iddialarını doğrulamıştır. Söz konusu doku memeli beynini hiç andırmadığı gibi, sürüngen beyninden bile çok farklıdır. Sinyal transferinin gazla gerçekleştirildiği bu doku, Homo Gazlius’un 340 milyon yıl kadar önce, Karbonifer döneminde ortaya çıkmış olabileceği teorilerine sebep olmuş olsa da, yine türün görünümünün Homo Sapiens’e benzerliği problem yaratmaktadır.

Sürüler halinde yaşarlar. Avcı toplayıcıdırlar. Ancak avlanma gelenekleri ile toplama gelenekleri farklıdır. Sürüler halinde avlanır, teker teker toplarlar. Genellikle insan türünün ihtiyaçları ile benzer ihtiyaçları vardır. Dolayısıyla insanlara, tercihan yalnız yakaladıkları insanlara, sürüler halinde saldırırlar. Çok gürültücüdürler. Saldırdıkları insanı korkutup kaçırabilirlerse, onun sahip olduklarını “toplamaya” girişirler. Toplama süreçleri çok vahşidir, eşlerini, hatta çocuklarını bile tanımazlar. Bu süreçte birbirlerini fena halde yaralayabilir, hatta öldürebilirler. Utanma duyguları olmadığı gibi, doyma duyguları da yoktur. Dolayısıyla bir avdan bir diğerine, hiç mola vermeden geçebilirler.

En sevdikleri örgütlenme tarzı, riyasettir. Aralarından birini reis olarak seçip, onun peşinden sürü halinde, insanlara saldırırlar. İnsan kokusunu kilometrelerce uzaktan alabildikleri düşünülüyordu. Ancak son yapılan araştırmalara göre koku alma duyuları olmadığı, neredeyse kesin olarak ortaya konmuştur. Omurgalarını kaybedip gazla çalışmaya başladıkları dönemde, kendi kokuları yüzünden koku alma duyularını kaybettikleri düşünülmektedir.

Seçtikleri av çıkardıkları gürültüden korkmaz, kokudan rahatsız olup kaçmazsa, aralarından aklı ermeyen birinin eline silah tutuşturup, avlarını ensesinden vurdurmak gibi sofistike metotlar geliştirebildikleri görülmüş olsa da, genellikle korkutabilecekleri başka av aramayı tercih ederler. Ama eğer yeterli polis desteğine sahip iseler, yaşlı kadınları ve hatta bir futbol takımını yüz yüze dövmeye teşebbüs edebilecek kadar bile cesaretlendikleri olur. Hatta klavye başında korkmadan, tek başlarına dövüşenlerine bile rastlanmıştır.

Her ne kadar bir avdan diğerine hiç mola vermeden geçebiliyor olsalar da, her başarılı avdan sonra büyük gürültülerle avlarının başarısını kutlamaktan çok hoşlanırlar. Her türlü kutlamada silah ateşlemekten çok hoşlandıklarından olsa gerek, silaha bayılırlar. Paraya da bayılırlar. Bilim insanları, silah ve para hayranlığının, her ikisinin de gürültü çıkarmaktaki katkısı yüzünden olduğunu düşünmektedir. Ancak silaha sahip oldukları kadar kolaylıkla paraya sahip olamazlar. Çünkü av sonrası elde edilen paralar, genellikle reislerin elinde toplanır.

Grup halindeyseler, şehir düzeninin sağlanabildiği yerlerde, onlarca yıl boyunca, sadece insan artıklarıyla beslenerek, kendilerini belli etmeden yaşayabilirler. Bu gibi durumlarda bazıları mükemmele yakın insan taklidi yapabilir. Düzen sarsıldığında ise, derhal vücutlarındaki gaz imalatı artar ve avlanmaya hazır hale gelirler.

Habitatları, bütün dünyadır. İnsanın olduğu her yerde yaşayabilirler.

Diğer memeli türlerinde olduğu gibi, yarısı erkek, yarısı dişi olarak doğar. Ancak, sadece Homo Gazlius’a has bir biçimde, ergenliğe geçmeden dişiler de erkekleşir. Yine de erkekleriyle çiftleşip, Homo Gazlius bireyleri doğururlar. Doğum sonrasında dişiler değişen sürelerle bebeklerle ilgilenirler. Bu süreçte nasıl ulunacağını, av sonrasında diğerlerinin nasıl dirsekleneceğini ve dillerinin esasını bebeklere öğretmek dişilerin işidir.

Homo Sapiens’e kıyasla son derece dar olsa da, sahip oldukları sinir sisteminden hiç beklenmeyecek zenginlikte, nesilden nesle neredeyse kusursuzca aktarılan kültürel kod repertuvarları vardır. Kimi sembollerin, az sayıda müziği andıran ses kombinasyonlarının ve hatta bazı mimari formların, anne ile geçirilen bebeklik döneminde mi yoksa daha sonra kolektif hayat içinde mi öğrenildiği meçhuldür.

Bazıları okuma yazma öğrenebilir. Hatta dört işlemi öğrenebilen ve sayılar fazla büyük olmamak kaydıyla çarpma ve bölme yapabilenleri bile vardır. Lisanları insan türünün lisanı ile kıyaslanamasa da, insansı maymunların diğer türlerinden daha zengindir. Dünyanın dört bir yanındaki hemen bütün Homo Gazlius gruplarının lisanlarında, vatan, millet, devlet, din, iman, eşitlik, devrim, sınıf, bayrak, ecdad, ata, şehadet, kahramanlık filan gibi kelimeler vardır. Hatta bazı grupların lisanında demokrasi kelimesi bile üretilmiştir.

Benzer kelimelerin insan türünün lisanlarında da olması, uzun süre, Homo Gazlius’un da konuşabildiği ve insana benzer biçimde iletişimde bulunabildiği zannını beslemiştir. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar, Homo Gazlius lisanlarında gramer olmadığını, bahse konu olan kelimelerin de insan lisanlarındakinden çok farklı bir fonksiyonu olduğunu, kesin bir biçimde ortaya koymuştur. Kan, savaş, erkek gibi bazı kelimeler, birçok bilim insanına göre, insan dillerindeki karşılıklarına çok yakın bir anlama sahip olsa da, diğer kelimelerin biricik fonksiyonu mideyi ve bağırsakları uyarıp gaz imalatını artırmaktır.

Kafataslarının içindeki dokuya elektrot yerleştirerek yapılan bazı araştırmalar eski fosiller üzerinde yapılanlarla birleştirilerek, yeni ve yaygın kabul gören bir teori geliştirilmiştir. Buna göre, kan, savaş, erkek gibi kelimeler kendi testosteron seviyelerini yükselterek ava giderken ihtiyaç duydukları cesaretlerini artırma ümidiyle müracaat ettikleri kelimelerdir. Tarihte bir dönem boyunca bu işe yaramış da olabilirler. Ancak anlaşıldığı kadarıyla belirli bir çağda testosteron üretimleri münhasıran cinselliğe adanmış, cesaretleri tamamıyla kaybolmuş ama bahse konu olan kelimeler kalmıştır. Vatan, millet, bayrak gibi kelimelerin fonksiyonu ise, bir tür sefer şifresi olmaktan ibarettir. Nitekim aynı Homo Gazlius bireyleri, döneme göre, bu dar repertuvardan farklı grupları seçerek tekrarlamaktadır. Bir dönem vatan, millet, bayrak kelimelerini sıklıkla kullanan bireyler, başka bir dönemde din, iman, ümmet kelimelerini, başka dönemlerde ise eşitlik, sınıf kelimelerini kullanabilmektedir. Ancak şehadet, kahramanlık, ata, devlet gibi kelimeler, hemen her durumda ortaktır.

Lisanlarına dair en büyük muamma, namus kelimesi etrafında biçim kazanmaktadır. Namus sıklıkla kullandıkları bir kelimedir ancak Homo Gazlius bireylerinin bu kelimeyi hangi maksatla kullandıkları henüz anlaşılamamıştır. Edep yerlerinin açıkta kalmasından gayrı neredeyse hiçbir şeyden hiçbir utanma belirtisi göstermeyen Homo Gazlius bireyleri için namus, kolektif davranışlarda hemen hiç bir tesire sahip değildir. Ancak bazı durumlarda grup içi kavgaları tetikleyebildiği düşünülmektedir.

Dama, pişti gibi basit oyunları öğrenebildiklerine dair rivayetler vardır. Ancak son dönemde yapılan araştırmalarda, eğer oyunun kurallarını istediklerinde değiştiremiyorlarsa, dört yaşındaki bir insanı yenebilecek seviyeye bile gelemedikleri ispatlanmıştır. Hatta birçok araştırmacı, eğer oyunun kurallarını keyiflerine göre değiştiremeyeceklerini hissederlerse, oyun oynamaktan kaçındıklarını gözlediklerini iddia etmektedir. Kimilerine göre lisanlarının başlangıçta sahip olduğu grameri kaybetmeleri de, kurallarla ilgili bu tutumları yüzünden gerçekleşmiştir.

Tek başlarına bir hiçtirler. Çöp karıştırıp karınlarını doyuracak kadar bile beceri kazanamazlar. İnsanlar artıklarını ağızlarına götürürse ancak beslenebilirler. Kendi kendilerine kaldıklarında, artıkların onları besleyebileceğini bile akıl edemezler. Dolayısıyla yalnız kalan, sürüden ayrı kalan, kısa süre içinde ölüme mahkûm olur.

Yılın her mevsiminde üreyebilirler ancak en üretken oldukları yer, orta boy yerleşim yerleridir. Genellikle kıyılardan uzak, karasal iklime sahip olan yerlerde daha hızlı üreseler de, bazı soğuk kıyılarda da üreyebilirler. Homo Sapiens’in bireylerinin kendilerine benzerliği sebebiyle hissettiği merhametten istifade ederek çoğalır, doğdukları yer avlak olarak yetersiz kalınca yığınlar halinde büyük şehirlere göçerler. Göçtükleri yerde birkaç sene içinde lisanlarını yöreye uygun şekilde günceller, avlarının verimliliğini artırmayı öğrenirler. Sahip oldukları son derece basit ve gazla çalışan sinir sistemiyle bu işi nasıl başardıkları, ne yazık ki, henüz pek araştırılmış değildir.

Tarih boyunca pek çok kasabanın haritadan silinmesine yol açmışlardır. Daha seyrek de olsa, büyük şehirleri bile ortadan kaldırabilmişlikleri vardır. Hatta son yapılan arkeolojik araştırmalara yaslanarak, koskoca devletleri bile yok edebildiklerini iddia edenler vardır. Günümüzde de dünyanın pek çok devletinin Homo Gazlius tehdidi altında olduğu iddia edilmektedir. Kimilerine göre bütün Homo Sapiens medeniyeti, yakın bir vadede Homo Gazlius tarafından yok edilecektir.

Genel kategorisine gönderildi