Biz Bu “Pohu” Niye Yedik?

Mahfi Eğilmez McKinsey hadisesini yazmış (https://t24.com.tr/haber/mahfi-egilmez-yazdi-mckinsey-turkiyeye-neden-davet-edildi-anlasma-nasil-rafa-kalkti,718211). Anladığım kadarıyla Eğilmez, Erdoğan devletinin McKinsey ile bir anlaşma yaptığını ve sonra da o anlaşmadan vazgeçildiğini —yani halihazırda McKinsey ile devletin bir irtibatı kalmadığını— varsayıyor. Eğer bu varsayımın Erdoğan’ın bilmem nerede ettiği o malum “biz bize yeteriz” lafından başka dayanağı varsa, ben bilmiyorum. Yoksa, o laf daha önce kostaklanarak yapılan açıklamaları ve o açıklamalara esas teşkil eden anlaşmaları iptal eder mi, emin değilim. Neticede “ben onu demek istememiştim, yine çarpıttı bu CeHaPe zihniyeti” diyebilecek bir özneyle muhatabız.

Ancak…

Eğer Eğilmez Erdoğan’ın malum laflarını kâfi delil olarak kabul ediyorsa, yalnız değil. Gördüğüm kadarıyla hemen herkes McKinsey ile yapılmış olan anlaşmanın iptal edildiğini varsayıyor. Yani? Erdoğan’ın hükümeti bir iş işlemiş, bunu ballandıra ballandıra anlatmış, itiraz edenlere en hafifinden zekâsız diyerek —ve genel olarak, hep olduğu gibi, hain diyerek— havlamış… Sonra? Erdoğan “ne lüzum var, biz bize yeteriz” demiş ve anlaşma iptal olmuş. Gibi bir hal var.

Bu hali veri kabul edersek…

Eğilmez’in kibarca “yabancı yatırımcıya güven aşılamak” amacıyla imzalandığını söylediği anlaşma, eğer ben bu zevatı tanıyorsam, esasen şöyle bir anlaşmaydı: Biz size ne lazımsa ödeyelim, Türkiye’ye para getirme ihtimali olanları bir biçimde kafalayın, memlekete para girsin. Bu anlaşma, Erdoğan’ın ücretli kullarının da işaret ettiği gibi, pekâlâ ilan edilmeden de imzalanabilirdi. Gürültüyle, davul zurnayla ilan edildi, çünkü, Erdoğan hükümetinin McKinsey isminden etkilenebilecek “yatırımcılar”ın mevcut olduğuna dair bir hayali vardı. Ama esasında —her zaman olduğu gibi— hedef içerisiydi. İçeridekilere “vay, hükümet ciddi işler işliyor” duygusu vermeye çalışılıyordu.

Şimdi sorabiliriz o halde, hani memlekette işler çok başlılık yüzünden sarpa sarıyordu, mevcut rejime geçilince çok başlılık ortadan kalkacak ve Türkiye uçacaktı? Görülüyor ki, böyle olmuyor. Erdoğan’dan başka kimseye herhangi bir yetki verilmemesi lazım geliyor. Damat bile başına buyruk işler yapıyor.

Mu?

Elbette değil. Böyle gürültüyle ilan edilecek olan anlaşmaya neden ihtiyaç duyulduğu da, o anlaşmanın neden gürültüyle ilan edilmesi gerektiği de, Erdoğan’a anlatılmıştır. O da onay vermiştir —ama gönüllü, ama gönülsüz, işin o yanını bilemeyiz. Benim aklımın erdiği kadarıyla, McKinsey’in Türkiye’nin “yatırımcı çekim gücü”nü anlamlı ölçüde artırma kabiliyeti sıfıra yakındır. Ama denize düşen yılana sarılır misali, çaresizlik içinde çırpınıp duranların McKinsey’den bile medet ummalarında anlaşılmaz bir şey yok.

Tamam…

Meselemiz şu: Eğilmez’in de işaret ettiği gibi, şimdiki durum başladığımız durumdan fena. Eğer ortalığa bir McKinsey gazı salınmış olmasaydı memleket pis kokuyor idiyse, şimdi çok daha pis kokuyor. Memlekete gelmeye zaten çok hevesli olmasa da etrafı koklamayı sürdürüyordu olan yatırımcılar, “ulan bunlar bir dediklerini kırk sekiz saat sonra değiştiriyorlar, neme lazım, uzak duralım” noktasına gelmiştir.

Peki, biz bu “pohu” niye yedik?

Erdoğangillerin en küçüğü bile idrak edebilir ki —kendi kendine idrak edemese de anlatsanız anlar ki— ya anlaşmayı hiç yapmayacaktınız veya yapmışsanız böyle kırk sekiz saat içinde yan çizmeyecektiniz. Bir “kavrayış eksikliği” meselesi olabilemez yani bu iş. Daha önce işaret ettiğim gibi, “Erdoğan’a rağmen” verilmiş bir kararın Erdoğan tarafından “düzeltilmesi” de olamaz. O halde ne oldu?

Tahminimi söyleyeyim. Bir takım “araştırmacılar” sahaya inip veri derlediler, ellerinde dosyalarıyla Saraya çıktılar, “Reis bu iş bize zarar veriyor” dediler. Bize? Yani AKP oylarına… Yani? AKP oylarına zarar gelmesin diye, memleketin kredibilitesi kurban edildi. Erdoğan’ın oylarına zarar gelmedi —vuku bulan hasar giderildi varsayıyordur Saray yani. Peki, hiç kimse mi zarar görmedi? Hayır, hepimiz zarar gördük.

Türkiye’nin en azından on yıldır içinden çıkamadığı denklem bu. Erdoğan zarar görmesin diye hepimiz zarar görüyoruz. Sonra Erdoğan “yüzünden” bizim gördüğümüz zarar, “bizi kıskanıyorlar, bize kumpas kuruyorlar” filan yaygaralarıyla “açıklanıyor”. Erdoğan’ın cahil cüretiyle işlediği bir sonraki günaha kadar öyle gidiyoruz. Sonra yeniden…

***

Bitirmeden netleştireyim de, sonra —ömrümüz varsa— başım ağrımasın.

  1. McKinsey ile anlaşma yapmak, beyhude para harcamaktı bence. McKinsey memleketin hacamat edilmiş suratındaki yara izlerini örtebilecek bir makyaj değildi.
  2. Ama —yukarıda da dediğim gibi— çaresiz olanlar McKinsey’den, sağlayamayacağı faydaları ümit edebilirler. Ettiler.
  3. McKinsey ile yapılan anlaşma, Erdoğan’ın popülaritesinde ciddi bir hasara yol açmış olamaz. “Bu iş bize zarar veriyor” diyenler, ya ucuz araştırmalara yaslanarak kendi kanaatlerini halkın kanaati gibi sattı veya birileri damadın dibini oyuyor.
  4. Veya… Ortada araştırma filan yok, Erdoğan’ın devlet içindeki “müttefikleri” Erdoğan’ı tehdit ettiler. Hal buysa, Erdoğan benim tahmin ettiğimden bile daha güçsüz demektir. Erdoğan’ın müttefikleri için de “Amerikan düşmanlığı”, Türkiye’nin kredibilitesinden daha mühim demektir.
  5. Yukarıda söylediklerim, McKinsey anlaşmasının “sahiden” iptal edildiği varsayımına yaslanıyor ki, başta işaret ettiğim gibi, bundan çok emin değilim. Şahsi tahminim, anlaşma devam ediyor. McKinsey devletten para almayı sürdürecek. Ama zaten bir faydası olmayacaktı, şimdi hiç olmayacak.

Bütün bu yazdıklarım, elbette, beyhude şeyler. Aman Erdoğan’a bir şey olmasın. Yoksa… Bu kriz döneminde kullarının çanakları boş kalırsa…

Genel kategorisine gönderildi