Bilim, Bilimsellik, Bilimcilik

Gelelim bilim mevzuuna…

Bilim, tarif edilmesi zor bir şey. Öyle olmadığını düşünüyorsanız, şanslısınız. Çünkü Scientific American dergisinin kurucusu Gerard Piel, The Age of Science (Bilim Çağı) adlı kitabının başında, size kolay gelen işi, bilimi tarif etmeyi, ömrü boyunca başaramadığını söylüyor. Neticede, ille de bir tarif yapmak gerektiğinde, “bilim, bilim insanlarının yaptığı şeydir” diye tarif ediyor.

Biz, bence, yine de Piel’e itimat edelim, bilimi tarif etmek zor.

Mesela “bilim insanları cahil olduğunu, bilgisinin eksik olduğunu bilir” filan gibi romantik iddialar hoş da, gerçeklik nadiren bu tespitle örtüşür. Aksine, bilim insanlarının çoğu, bildiğinden şaşmaz. Planck demişti ki mesela, mealen, “bilim alanında yeni bir teori, eskisine inananlar ‘a bu daha iyi’ dediği için yayılmaz, eskisine inananlar ölür, meydanda yenisine inananlar kalır”.

Kusurlu insanların yaptığı, kusurlu bir iş bilim. Öyle olması değerini eksiltmiyor, bence insanın hayatını adayabileceği en soylu faaliyet bilimdir. Benim gibi düşünen çok kişi var ama besbelli ki, benim gibi düşünmek yetmiyor. Bazıları, küçük bir azınlık, zaten başka bir faaliyeti kendilerine yakıştıramıyorlar, bilim yapıyorlar. Öyleleri hep vardı anlaşıldığı kadarıyla. Ve hep çok küçük bir azınlık idiler.

“Şimdi işler değişti, insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar bilim insanımız var” denebilir ama bence hatalı bir tespit olur. Bir defa, insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar kalabalığız —dolayısıyla da oran sabit kalsa da bilim insanı sayımızın zaten daha yüksek olması gerekirdi. Esas mühimi, bugün bilim insanı sayımında sayılanların çoğu —pek çoğu— sadece kendi alanlarında olup bitenlerden anlayabildikleri kadarını öğrencilerine “aktaran” insanlar. Öğretmenler yani. Öğretmenliği bilmeyen öğretmenler.

Bilim başka bir şey. Bilim insanlarının yaptığı bir şey. Bilim insanları da… Abuk sabuk şeyleri merak eden, merakı tatmin olsa bundan “merakını tatmin etmek” dışında bir fayda ummayan, ama merakını tatmin etmeden bir türlü huzur bulamayan, tuhaf insanlar. Öyleleri var. Hep vardı ve küçük bir azınlık idiler. Şimdi de öyleler.

***

Size “tarifi kolay” gelen şey, zannımca, “bilimsellik” dendiğinde atıfta bulunulmuş olan şey. Bilimsellik yeni bir kavram, bakın. Bilim kelimesi de yeni bir kelime ama kavram eski. Bilimsellik ise kavram olarak yeni. Harari’nin sözünü ettiği şeyin bilim değil, bilimsellik olduğunu zannediyorum. Avrupa medeniyetinin “başlangıçta” insanlığa hediye ettiği şey, bilimsellikti.

Yani nasıl bir şey?

“Bilim yapamıyor olabilirsiniz ama yaptığınız işi sanki bilim yapar gibi yapın” diye özetleyebilirim. Ve buradaki bilim, Piel’in tarif edemediği şeyden bambaşka bir şey. “Yaptığınız işte bir tür matematiksel doğruluk, tutarlılık olsun” gibi bir şeyden ibaret.

Derdimi anlatmayı Waddington’a ihale edeyim, o anlatsın. 1941’de The Scientific Attitude (Bilimsel Tutum diye çevirebiliriz herhalde) adlı kitabını yazmıştı. 1941’de… Yani savaşın tam ortasında. İngiltere Alman uçaklarının tehdidi altındayken, İngiltere’de, pek çoğu Almanların bilimsel tutumuna övgü yağdıran misallerle dolu, hayal kırıklığıyla dolu bir kitap… Hayal kırıklığıyla dolu, çünkü insanlık, ne yazık ki, bilimsel bir tutum almıyor, nadir misaller dışında. Mesela Almanların yaptığı filanca tünel, eksiği fazlası olmayan, maksimum yükü minimum taşıyıcıya paylaştıran, “kusursuz” bir mimari eseri ve… Evet, işte onu yapacak statik hesabı herkes biliyor ama… O statik hesabına lüzumlu lüzumsuz şeyler karıştırılıyor, bir türlü saf bir bilimsel tutum alınamıyor.

Waddington belki de Almanya’da toplama kamplarında Yahudilerin imhasının da minimum enerji tüketimi, maksimum verimle gerçekleştirilmesi için yapılan “bilimsel” çalışmalardan haberdar değildi. Haberdar idiyse de —muhtemelen o çabalara saygı duysa bile— yazmaya cesaret edememiş olmalı.

Bilim dendiğinde sizin aklınıza da “bilimsel”in bilimi geliyorsa, şaşırtıcı olmaz. Bilinmeyeni merak edip bir hayatı o merak uğruna kumara yatırmaktan başka bir şeyden söz ediyoruz. Bilineni tatbik etmekten… Bir işi yaparken, “bilinen ve doğru olduğu ispatlanmış” bilgi dışında hiçbir şeyin parazit yapmamasını sağlamaktan… Eğitim diye bir problemimiz mi var mesela… Okul dediğiniz şey, bilgiyi bilenlerin, bildikleri bilgileri, dersliklere tıkıştırılmış çocukların beynine sokmak değil mi? Bu sürecin maksimum verimle işlemesi için eğitim “bilimciler” olağanüstü bilgi biriktirip kayda geçirmişler. Eğitim diye bir problemimiz var, çünkü Türkiye’de o “bilimsel bilgi” tatbik edilmiyor. Edin bakın, her çocuk nasıl bilgi dolu olarak mezun olacak.

Öyle mi?

Okulun “amacı” o mu? Öğrenme öyle gerçekleşiyor mu? Öğretmen neyi biliyor? Öğrencinin ve toplumun iyiliği, öğrencinin beynine şu bilgiyi sokmakta mı? Ve saire… Bilim insanları böyle sayısız soru sorar. İşlerini bilimsel olarak yapma telaşında olanlar ise, işte muhtelif eğitim sendikalarında, bilinenlerden şüphe etmeden, hiçbir şeyi merak etmeden… Waddington’un yaptığı gibi, hayatın bir şeyleri minimize ederken başka şeyleri maksimize etme çabasından ibaret olduğunu varsayarak… Kusur olarak gördükleri, bilinen ve şüphe etmedikleri bilgiye uymayan ne varsa hepsini ayıklayıp… Ama uzaya da o sayede araç gönderebiliyor değil miyiz?

***

Bir de “bilimci”lik var. Tarifi hepsinden kolay. Şurada birileri var, siz de onların arasından çıkmışsınız ama… Çıkmışsınız. Onlarla aranıza mesafe koymanız lazım. Burberry’den giyiniyorsunuz, Nişantaşı’nda veya Cihangir’de takılıyorsunuz. Eğer bu “mesafe” yetmezse, ilave bir şey lazım gelirse, “bilimi savunuyorsunuz”. Hayatınızda bilim yapmış mısınız, bilim yapan birini tanımış mısınız, hatta yaptığınız herhangi bir şey bilimsel olsun diye çaba harcamış mısınız? Hayır. Bilimi görseniz tanımazsınız, bilimsel eğitimi bilimsel olmayandan ayırt edemezsiniz, ama hiç biri dert değil. Bilimci olmak için bunlara hiç lüzum yok.

Aha onlardan bir grup, mesela, bundan sekiz-on yıl önce, “Evrimi Savunuyoruz” diye bir kampanya başlattıydı. Evrimi savunmak ne demek? Mesela yerçekimini savunmak gibi bir şey. Filan…

***

Toparlayayım.

Bilim çok eski ve küçük bir azınlık tarafından ifa edilen bir şey. Bugün hayatımızı geçmişteki dedelerimizin hayatını etkilediğinden çok daha yoğun bir biçimde etkiliyor, çünkü bilgi birikiyor. Biriken bilgi geometrik olarak büyüyor. Bugün dört yanımız bilim gibi geliyor olabilir bize ama yirmi yıl sonrakiler hepimizin zırcahil olduğuna hükmedecekler. Öyle büyüyor bilgi.

Bilimsellik yeni bir şey ve modernliğin mühim aksesuarlarından biri. Genel olarak modern/Aydınlanmacı ideolojinin meşrulaştırıcısı olarak kullanılıyor. Bilimle akrabalığı yok diyemezsek de, öyle pek yakından akraba da sayılmazlar.

Bilimciliğin ise bilimle en ufak bir akrabalığı olması lazım gelmiyor. Tamamen politik/sosyolojik bir tutum.

Genel kategorisine gönderildi