Memleketin Pipisi

Büyük bir turnuvanın adayları arasındaki tercihin tanıtım videolarına bakarak yapılacağını iddia edecek değilim. Ama o videolar, biraz da, karar vericilerin kararlarını etkilemek için yapılıyor.

Almanya bir video yapmış, göz ucuyla izlediğim kadarıyla hikâyeleri kabaca şöyle: “Dünya değişti, hatta değiştirenlerin arasında biz de varız ve biz hep buradaydık.” Seeler seçimi bana, ilave olarak, şu duyguyu da geçirdi: “Kazanmak için değil, oynamak için buradayız. Kazanmayı değil oyunu önemsiyoruz.” Neticede kariyerini, Almanya’nın kazandığı ilk iki kupa arasındaki kazanamadığı dört kupanın tamamında oynayarak geçirmiş biri Seeler.

Eh, Almanlar bir hikâye anlatmışlar. Onu da videoda anlattıkları gibi anlatmışlar. Anlatılması en uygun olan hikâye bu mudur, bilemem. Almanya’nın hali, ihtiyaçları ve hedefleri hakkında bilgi sahibi olmak lazım. Bu hikâye böyle mi anlatılır? Eh, böyle de anlatılmış işte. Daha iyisi elbette mümkündür ama anlaşılır bir biçimde anlatmışlar dertlerini.

Gelelim Türkiye’nin videosuna…

Günbatımı estetiği gibi, şairaneliğe özenen toy delikanlıların aklına ilk düşecek demode bir motifle başlıyor… “Başlıyor” demek, sadece zamanda önce geliyor olmasından, yoksa izleyen görüntüler birbirini destekleyen, aynı hikâyenin unsurları olabilecek şeyler değil. Yani aynı şairanelik hevesi bile yok.

Daha çok şöyle bir şey: Eve misafirler gelmiş, “a, ne kadar da büyümüş maşallah” filan diye ufaklığı biraz şımartmışlar, sonra da birbirleriyle sohbete dalmışlar. Artık ne konuşuyorlarsa, ufaklığın anlaması mümkün değil. Ama hayret nidaları, hayranlık ifadeleri, onaylamalar, ayıplamalar filan hissediliyor. Ufaklık “ho, mo” dese de, kimse ona aldırmıyor. O da giriyor anne ve babasının yatak odasına, açıyor çekmeceleri, gözünü alan ne varsa artık, annesinin külotu, babasının kravatı, hoplaya zıplaya yayıyor salonun ortasına… Anne dehşete düşmüş, baba bağırıyor, misafirler şaşkın, kimse ne yapacağını bilemiyor…

Ufaklığın kastı bu değildi, o alakanın kendi üzerine odaklanmasını hayal etmişti ama… Böyle değil.

“Aha şimdi donunu indirip pipisini gösterecek” dedim kendi kendime ve… Bingo! Yeni havalimanı… Memleketin pipisi…

Oğlanın suçu yok. Babası, dört kızdan sonra nihayet oğlan çocuk sahibi olmuş, eve kim gelse oğlanı ortaya çıkarıp “göster oğlum pipini” deyip durmuş. Pipiyi gösterince bir alkış, bir kıyamet. İyi bir şey pipi. Onu göstermek iyi bir şey. Alakanın senin üzerinde yoğunlaşmasını sağlıyor. Oğlan öyle öğrenmiş.

Gibilerden düşüncelere dalmışım. Bir yandan da niye hanidir hiçbir şey bizi şaşırtmıyor diye kaygılara… Derken… Oha! Nusret. “Ulan,” dedim kendi kendime, “şaşırttılar işte, esas pipi arkadaymış.”

Sonra, anladığım kadarıyla, kıyamet kopmuş videodaki Nusret görüntüleri üzerinden… Bir adamın intiharından bile durumdan vazife çıkaran çığırtkanlar sürüsü de üşüşmüş, Nusret görüntülerini meşrulaştırmak için. Neymiş, Nusret şu anda Türkiye’nin en uluslararası markasıymış, bir “kendini yaratma” hikâyesiymiş, itiraz edenler aşağılık komplekslerini dışa vuruyorlarmış. Mış…

Bak ufaklık, senin bile anlayabileceğin şekilde anlatmaya çalışayım.

Birincisi, mutfakta, yemek masasının üzerindeki tabakta pek hoş ve yerli yerinde olan güzel bir salata —veya gönlün hoş olsun, ejder meyveli smoothie diyelim— yatak odasında yastığın üzerine döküldüğünde, en azından biçimsiz bir şey olur. Sen bile anlayabilirsin bunu, “yahu bunun burada ne işi var” diye sorarsın değil mi?

İkincisi… Diyelim sen haklısın, diyelim ki Türkiye’nin biricik kıymetli uluslararası markası Nusret. Eğer öyleyse, bu “gösterilecek” bir şey değil, “saklanacak” bir şey. Anlamadın değil mi? Anlatayım. Diyelim ki ben oylamada oy kullanacaklardan biriyim ve oy verme günü geldi çattı, hâlâ karar veremedim. “Tanıtım videolarını izleyeyim, öyle karar veririm” dedim. Türkiye’nin videosunu izlerken, birden… Nusret. Eh, senin iddiana göre Nusret’i biliyorum. Ne iş yaptığını filan… Dolayısıyla bir mana veremedim, bu videonun ortasında ne işi olduğuna… Sana sordum, sen de dedin ki “o uluslararası marka”. İmdi, Euro 24’e aday olanlar arasında tercih yaparken adayların sahip olduğu uluslararası markalarının tercihim üzerinde müessir olması bana manasız görünüyordu. “Varmış bir manası demek ki” dedim kendi kendime ve… Almanların uluslararası markalarını bir düşündüm, dakikada otuz tane geldi aklıma.

Anladın mı ufaklık? Eğer biricik, en kıymetli uluslararası markan Nusret ise, karar vericilere, “bu futbol organizasyonu, ülkelerin başka alanlardaki başarılarını buradaki tercihinize karıştırmayın” mesajını vermen gerekir. Pipini saklaman gerekir yani, ortaya çıkarıp sergilemek yerine…

Yani öyle, “dünya artık böyle, siz çağdışı kalmışsınız” filanlarla meşrulaştırılacak bir şey değil bu. Dünya artık böyle filan da değil. E evet, Andy Wahrol haklı çıktı, dünyada artık sosyal medya üzerinden, manalı manasız şöhretler üretilebiliyor —ve hatta misalimizdeki gibi 15 dakikadan uzun da sürebiliyor o şöhretler. Ama sözünü ettiğiniz hal, dünyanın hali değil, dünyanın hallerinden biri.

Babanız “pipini göster” deyince bir alkış, bir kıyamet kopuyor ya, misafirler vedalaşıp ayrıldıktan sonra “oğlanın da pipisine maşallah” filan demiyorlar. Babanızı ayıplıyorlar. “Ya ne görgüsüz, ne münasebetsiz adam bu, çocuk da büyüdü, anlıyordur artık, utanıyordur, kızlar da nasıl üzülüyorlardır” filan diye dedikodu yapıyorlar. Dünya sizin bildiğiniz gibi değil yani.

***

Nusret’i videoda görünce, aklıma ilk gelen, tanıtım işini alanların “abi videoyu biz çekeceğiz, üç-beş bir şey ateşlersen seni de koyarız” demiş olmaları oldu. “O kadar da değil” dedim hemen kendi kendime ama iletişim denen şeyden azıcık anlayanların böyle bir şey yapmaya kalkmayacağını hesaba katarsak… Memlekette “o kadar da olmaz” dediğimiz nelerin olduğunu düşünürsek…

Ne bileyim!

Ama mesele videonun böyle tasarlanmış ve yapılmış olmasından ibaret değil. Normal şartlarda, normal bir ülkede, mesela Almanya’da da, bu tür bir işi yapanlar, kendi tuhaf akıllarına çok makul görünen böyle bir iş işleyebilirler. Ama o iş, sayısız filtreden geçer ve ilkinde değilse ikincide, “olmaz böyle şey, çıkarın bunu” itirazı müessir olur.

İşe iyimser yanından bakarsak, Türkiye’de bu tür filtrelerin ortadan kalktığını, artık çalışmadığını düşünmemiz gerekiyor. Çünkü filtrelerin olmamalarından daha fenası, olmaları. Olmaları ve bu videoyu, içinde Nusret’le birlikte onaylamış olmaları…

***

Gelelim Nusret’in videodaki mevcudiyetine itiraz edenleri aşağılık kompleksiyle itham etmelere…

Aşağılık kompleksi görmek mi istiyorsunuz, videonun sonlarındaki, tribünlerden derlenmiş bebek görüntülerine bakın. Hepsi renkli gözlü, sarı saçlı bebek görüntülerine… Sizce videodaki bebek görüntüleri Türkiye’deki ve tribünlerdeki bebekleri ne ölçüde temsil ediyordur? Ben söyleyeyim, en çok yüzde beş. Niye kara kaşlı, kara gözlü çocuklar yok? “Utanıyor musunuz saçınızın, gözünüzün renginden” diyeceğim, utanmak fiili ile siz yan yana pek münasip durmadı.

Ne oluyor? Ne demek istiyor müdafaa ettiğiniz videonuz? “Ah biz de sizin gibi renkli gözlü sarı saçlı olsaydık, ama bizde de var sizin gibiler” mi demek istiyor? “Bizi de sizden kabul edin” demek mi? Nedir?

İmdi…

Memleket bir şeye aday olmuş, bir tanıtım videosu çekilecek. Artık kim, hangi ilişkileri kullanarak almışsa almış, işi ağzına yüzüne bulaştırmış. Memleketi renkli gözlü, sarı saçlı görmek/göstermek isteyen birileri… “Bu ne be, havalimanının işi ne, Nusret burada ne arıyor, hikâyesi yok, neden ısrarla bu çocukları ayıklayıp koydunuz” filan diyene, “vay, vatan haini” diye saldıran zavallılar pusudan ateş ediyorlar, hep olduğu gibi. “Doğru dürüst bir video çekseydiniz, herhalde yine turnuva organizasyonunu bize vermezlerdi ama iyi bir iş yapmış olurduk” demek vatan hainliği, her şeyi uydur kaydır yapıp kamunun parasını cukkalamak vatanseverlik.

Sevsinler sizi.

Pipinizden gayrı övünülecek hiçbir şeyiniz yoksa… Hiçbir şeyiniz yok demektir.

Genel kategorisine gönderildi