İran

İran’da ayın başında başlayan gösterilerin yaygınlaşarak sürdüğüne dair videolar dolaşıyor sosyal medyada. Ama geleneksel medyada —ne Türkiye’de ve ne de dünyada— tık yok. Son birkaç yıldır, aniden parlayıp birkaç günde sönen protestolar oldu İran’da. Yine benzer bir şeye mi şahit oluyoruz yoksa eski görüntüler yeni bir şeyler varmış gibi servis mi ediliyor, bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var, Türkiye’de kimse, İran’da sahici bir kalkışma olsa/varsa, ne diyeceğini bilmiyor.

Çünkü…

Memlekette herkesin kendince bir pusulası var. Herkesin iyilerinin hepsi bir yanda, kötülerinin hepsi aksi yanda hizalanmış olduğundan, pusulaların ibreleri, her vakada, tereddütsüz yönünü bulup, birkaç saniyede sabitleniyor. Eh, söylemeye lüzum yok, ahalinin yarısı için iyi olan öteki yarısı için kötü —ve tersi.

Ama mevzu İran olunca…

Herkesin pusulasının ibresinin başı dönüyor. Üstelik de memleketin iki yakasını bir araya getirebilecek nadir mevzulardan biri İran. Seküleri molla rejimine karşı olmak için ekstra bir sebebe muhtaç değil. Dincisi aynı rejime, mezhebi yüzünden muhalif. Demokrat olan zaten prensip olarak karşı olmalı. Üstelik Suriye’de —aynı kamptaymış gibi görünsek de— menfaatlerimiz aşikâr bir biçimde çelişiyor.

Ama…

Öte yanda ABD var. İran’ın mevcut rejiminin aksi istikamete savrulan her ibre, ABD’yi işaret ediyor olduğunu görüyor ve tornistan ediyor. İran’da zemin bulan rejim karşıtı her hareket, ABD tarafından kotarılmış bir “demokrasi getirme” operasyonun tetikleyicisi olarak algılanıyor. Herkesin gözünde, haklı olarak, günümüzün Irak, Suriye manzarasının İran coğrafyasına yayılmış hali beliriyor.

***

İran’da huzursuzluk yeni bir şey değil. Bu huzursuzluğu kışkırtmak ve örgütlemek için “birileri” kolları sıvamış olabilir mi? Yani “sahada” ABD’li —veya daha genelde Batılı— ajanlar biçimsiz şeyler yapıyor olabilir mi? Zannetmiyorum. İki sebeple zannetmiyorum, Batılı gizli servislerin zannedildiği kadar mahir olduklarını düşünmüyorum, İran’ın istihbarat ve polis devletinin zannedildiği kadar aciz olduğunu da… (Eğer İran’da “sahiden” bir şeyler oluyorsa, geleneksel medyanın onları görmezden gelmesi de “anlamlı” bir bilgi. Kimse olanı “köpürtmeyi” göze alamıyor, çünkü olan kimsenin “malı” değil.)

Dolayısıyla İran’da bir şeyler oluyorsa, bence, aşağıdan yukarı oluyor. Uzun süre boyunca ve aşırı güç kullanarak bastırılmış sosyal talepler arıza çıkarıyor. Çıkarmaması şaşırtıcı olur.

Peki… İran’da molla rejimi aleyhine sosyal hareketlenmeler ciddi bir momentum kazanırsa, o hareketi ABD ve Batı “yönlendirebilir” mi? Hiç şüphem yok. Çünkü, İran’da siyaset imkanlarının askıya alınmasının üzerinden çok zaman geçti ve zannediyorum ki sivil ve yerli muhalefetin kendi yatağını açıp akacak bir yol bulması kolay olmaz. Ciddi bir tecrübe eksikliği var yani.

Yine de, Batılı emperyalist güçlerin oyuncağı olması riski çok yüksek olsa da, kendi hesabıma, İran’ın muhalefetine bir şans tanınması gerektiği kanaatindeyim. Hem İran için, hem bölge için, hem dünya için… Hem risk çok yüksek ve hem de başka şans yok gibi görünüyor.

***

İran’da “aslında” neler oluyor olduğunu bilmiyorum. Yine de yazmaktan kendimi alamadım çünkü bu vesileyle iki noktaya dikkat çekme şansı olduğuna hükmettim: (a) Sivil muhalefetin, bitkisel hayatta olsa bile, hayatta kalması çok mühim. Aksi halde, şimdilerde bizim de girdiğimiz yolun çıkmaz sokak olduğu idrak edildiğinde çaresizlik katmerlenebiliyor. (b) Bir yanda dört başı mamur bir sofra, öte yanda açlık arasında tercih yapma durumunda değiliz. Hiç olmadık ve bundan sonra da olmayacağız. Hep içinde sayısız fırsat barındıran yüksek riskli tercihler arasında tercih yapmak durumundayız. Hayatı basitleştirmek için kullandığımız kavramlaştırmalar tercihlerden birinin risklerini, diğerinin fırsatlarını perdeleyip görünmez kılıyor olsa da, “gerçekte” durum o kadar sade değil.

Genel kategorisine gönderildi