Q

Yıldıray Oğur sayesinde haberdar oldum (http://serbestiyet.com/yazarlar/yildiray-ogur/amerikada-desifre-olan-kaos-planlari-847193), ABD’yi, bir vakitler Türkiye’yi maymuna çeviren Fuat Avni’ninkileri andıran bir komplo teorisi kasıp kavuruyormuş.

Oğur, “ne diyelim, Allah herkese akıl fikir versin” diye bitirmiş, vakayı özetlediği yazısını. Eh, ne kastettiğini elbette anlıyorum ama ben yine de kendi şerhimi düşeyim: Allah herkese akıl fikir verdiğinden oluyor zaten bunlar.

Oğur’un yazısının sonunda verdiği linki takip ederek, muhtelif Amerikalı yorumları okudum. Burada, kendi manasız gündeminin bombardımanına uğramış haldeyken, “bu kadar manasızlık yaygın olamaz, olsa olsa bir bizim başımıza geliyordur” illüzyonuna kapılmak kolay. Dolayısıyla “beklenmedik” yerde, “beklenmedik” bir paralellik görünce şaşırıyor insan —en azından ben şaşırdım ve anladığım kadarıyla Oğur da şaşırmış.

Ama okudukça, ABD’deki çılgınlığın orijinal bir yanı yokmuş hissi de yeşeriyor. Neticede birileri, —kendileri ve sevdikleri/destekledikleri kim varsa hepsi “iyiler” yanında kalacak biçimde— dünyayı iyiler/kötüler diye ayıracak bir çizgi çizmiş, sonra da her işareti, iyilerin kazanacağı, kazanmak üzere olduğu konusunda iman tazeleyecek şekilde yorumlamaya başlamış. Herhalde insanlığın tarihi kadar eski bir meslek.

Bütün “alışılmış” hallerine rağmen, yine de, ABD’deki çılgınlığın orijinal bir yanı var, Miami Üniversitesi profesörlerinden Uscinski işaret etmiş: Cumhuriyetçiler, neredeyse bütün devleti kontrol ederlerken dünya hakkında alternatif bir fotoğraf sunuyorlar. “Hâlbuki” demiş Uscinski, “komplo teorileri kaybedenler içindir.” Ve eklemiş, “kazananların böyle şeyler kullanmasını beklemezsiniz —eğer başları dertte değilse.”

Başları dertte.

Kasabalıların başları dertte. Dünyayı işletecek asgari know-how’dan mahrumlar, bunun farkındalar —en azından hissediyorlar— ve…

Daha önce söz etmiştim, komşu kabilenin dişilerine ve besin kaynaklarına göz koyup saldırmaya karar verdiklerinde, saldıran kabilenin erkek gorilleri, yol boyunca birbirinin hayalarını avuçlayıp, kendi kendilerini gaza getirirlermiş. Maksat testosteronları yükselsin… Yükselsin ki, kaybedebilecekleri şeylere mukabil olarak kazanabileceklerinin beklenen değeri yükseksin. Yükselsin ki… Yağmalamayı göze alabilsinler.

ABD’deki —ve bir vakittir Türkiye’deki— komplo çılgınlığının orijinal yanı, komşu kampı basmış, erkeklerini öldürmüş gorillerin hâlâ birbirlerinin hayalarını avuçlayıp durmasından kaynaklanıyor. Evet, tarihteki benzerlerini hiç andırmıyor. Tarih boyunca komplo teorileri, hep kaybedenler tarafından üretildi ve genellikle de “kazananların” elindeki bilgi kaynaklarının şeffaf olmaması “bilgisine” yaslanarak, bilgilere erişimin asimetrik karakterinden yakıt alarak yaygınlaştı. Coca Cola’nın formülünü bilenler var, bilmeyenler var. Bilmeyenlerdenseniz, denkliği sağlamak için türlü çeşitli varsayımlar üretirsiniz.

Koç ailesinin zenginliğinin kaynakları hakkında üretilen teoriler mesela, eğer o teorileri üretmek için harcanan mesai asgari ücretten ücretlendirilse, Koç ailesinin zenginliğini gölgede bırakacak zenginlik üretirdi. Orada, arkada, bizim bilmediğimiz bir şeyler olmalı ki, böyle bir zenginlik üretilebilmiş olsun. Koçlar biliyorlar, biz bilmiyoruz. Şimdi, öyle görünüyor ki, Koç ailesinin yeni nesil veliahtlarından biri çıkmış ve “zenginliğin kaynakları” hakkında komplo üretiyor.

Ne oluyor? Neler oluyor?

Türkiye’de kozmik odalara, devletin arşivlerine girdiniz ve… Öyle —zannettiğiniz ve/veya zannettirdiğiniz gibi— gizli, şeytani planlar yokmuş gördünüz. Ama yine de aynı teraneyi sürdürmek için bir mazeretiniz var, gizli planlar zaten Türkiye’de saklanmıyordu, Batı’da hazırlanmış ve onların kozmik odalarında istiflenmişti —neredeyse hepsi de, münhasıran, Türkiye’yi hedef alıyorlardı.

ABD’de?

Anlaşılan o ki gizli planların sahipleri Papalık, İngiltere Kraliyet Sarayı filan gibi odaklar. ABD’ye başkanları onlar atıyor ve… ABD’yi boyundurukları altında tutuyorlar. E ama ortalama bir Amerikalı ortalama bir İngiliz’den çok daha zengin, bu nasıl boyunduruk? Meseleyi buralarda aramak beyhude… Oğur’un kastettiği manadaki akıl ve fikirle çözülebilir bir problem değil yani karşı karşıya olduğumuz problem.

Ya nasıl bir problemle karşı karşıyayız?

Kasabalılar itiraz ettiler. Onları hesaba katmayan, ciddiye almayan iktidarlar yenildiklerinde, iktidarda olmadıklarında ne yapacaklarını bilmedikleri ortaya çıktı. Karşılarında çok muhkem, dört başı mamur bir iktidar olduğunu zanneden, kazanmayı hayal bile etmeyen, “domuzdan kıl koparsak kâfi” mantığıyla taarruz eden kasabalılar kazandıklarında… Onların da kazandıktan sonrasına dair bir hazırlıkları olmadığı ortaya çıktı. Baldırıçıplakların İhtilal sonrasında yaşadıklarına benzer bir tecrübe yaşıyorlar. Kendi sebep oldukları terörü kendi varlıklarının sebebi olarak geri dönüştürmeye çalışıyorlar.

Bu manasızlıktan bir tek mümkün çıkış var —er veya geç icat edilecek bir tek çıkış. Geçmişin kibirli, kifayetsiz muhteris, her şey hep kendisinden sorulsun isteyen ve fakat kerameti kendinden menkul “aristokrasisini” ihya ederek çıkılamaz buradan. Baldırıçıplakların cehaletiyle, görgüsüz yıkma şehvetleri, kana susamışlıklarıyla da… Gerçekliğe saygısı olan bir üçüncü özne olarak örgütlenmek gerekiyor.

Genel kategorisine gönderildi