İnce ve Hikâyesi

İnce CHP adayı olarak sahne aldı. Muhtemelen izlemişsinizdir. Aklınızda ne kaldı?

Benim aklımda kalan birinci şey, enerji. İleride yine dönmek üzere, bunu bir kenara yazalım.

İşe negatif tarafından bakacak olursak, ortada bir hikâye yok. Bol bol semboller —rozet çıkarma, Hacıbayram, Birinci Meclis ve saire— var. Kendisine yönelik ithamlara —tecrübe eksikliği, yarış kazanamama ve saireye— şık ve akıllıca cevaplar var. Cevap gibi görünmeyen, aksine taarruz formatına sokulmuş cevaplar… Muhtelif kesimlere —gençlere, CHP’lilere, muhafazakârlara— göndermeler var.

Ama hikâye yok.

Bu hikâye meselesini ve önemini nasıl ifade edebileceğimi bilemiyorum. Sıkıntım yeni de değil, neredeyse her siyasetçi ile benzer bir sıkıntı yaşadım. Yine futboldan yardım alarak dile getirmeye çalışayım. Barcelona’nın bir “oyunu” var. O oyunda Messi mesela, bir yıldız olarak iş yapıyor ama aynı Messi, Arjantin milli takımında pek de problem çözemiyor. Çünkü esas olan “oyun”, Messi değil. Messi o oyunun “içinde” mana kazanıyor.

Erdoğan’ın her seçimde bir “hikâyesi” oldu. Mesela “vesayetle dövüşme” diye bir hikâyeniz varsa, Cumhurbaşkanı adayınızın seçilmesinin engellenmesi gibi bir husus, o hikâyenin “içinde” çok iş yapar. Öyle bir hikâyeniz olmadığında adayınızı seçtiremediğinizde “iktidarsız” görünürsünüz, başınız derde girer. Hikâyeniz varsa, ringde bir yumruk almış ama dövüşmeyi sürdüren kahraman olmanıza yol açar. Aldığınız yumruğun karşılığını vermeniz için tribünler iştiyakla sizi destekler.

Mesela Türkiye’yi “lider ülke yapmak” gibi bir hikâyeniz varsa, dolar düşerse düşmanları yenmiş olursunuz, yükselirse yedi düvel size karşı birleşmiş, kutsal ittifak kurmuş olur. Yedi düvel size karşı birleşmişse, daha çok, daha yoğun desteği hak ediyorsunuz demektir.

Unsurlara mana katan, sembolleri işe yarar kılan, hikâyedir. Üçüncü Havaalanı, kendi başına, manasız bir israf projesidir ama “lider ülke” hikâyesinin içinde golcü bir kimlik kazanır.

İnce’nin hikâyesi ne?

Erdoğan’ın Necip Fazıl’ına karşı Ahmed Arif ve Nazım, Külliyesine karşı Çankaya, “Yeni Türkiye”sine karşı 1920. Ama hikâye yok.

Normal şartlarda, rakibin “oyununu” anlayamamış, onun “yıldızlarına” tedbir alarak sahaya çıkmış biri, maçı kazanamaz. Elbette tedbirli davranmak lazım, maç yeni başladı. İnce’nin “oyun planı” hakkında kâfi malumatımız yok. Ama işaretler pek iç açıcı değil —seçim otobüsü diye gösterilen otobüsün üzerindeki “Türkiye’ye Güvence Muharrem İnce” filan gibi “kafiyeler” de hesaba katılırsa…

Normal şartlarda rakibin oyununa karşı bir oyun kurmamış, yıldızlarının peşine onları prangalayacağı hesap edilen oyuncular katarak oynayan maçı kazanamaz. Ama şartlar da normal değil. Birkaç sebeple…

Birincisi, Erdoğan’ın oyunu —yani hikâyesi— seyirciyi sıktı. Onu yeniden cazip hale getirecek varyantlar üretilebilecekmiş gibi görünmüyor. O varyantları geliştirebilecek insanları Erdoğan kendi çevresinden uzaklaştırdı.

İkincisi, Erdoğan bugüne kadar oyununu, hep yenilgiye razı, hezimete uğramama hayaliyle sahaya çıkmış rakiplere karşı test etti. Oyununun en zayıf olduğu dönemde, ilk defa, üstelik birkaç koldan “ısıran” rakiplere karşı oynayacak. Kaybetmesi için rakiplerinin çok da vasıflı olması gerekmiyor yani. Çok hata yapmazlarsa Erdoğan gol atamadan maçı bitirebilir. Sürenin kısalığı da, daha önce de dediğim gibi, en çok Erdoğan’ın aleyhine…

Üçüncüsü —böylelikle başa da döneyim— enerji, tek başına, kanıksanmış, sıkıntı verici bir oyunu bozabilir. Erdoğan’ın ilk defa bu kadar enerjik rakiplerle yarışması —alışık olmadığı oyunlardaki basiretsizliği de hesaba katılırsa— çok hata yapmasına yol açacaktır. Bu hataları değerlendirebilecek bir “oyun planı” olmadığı halde, arada birkaç tanesi, tesadüfen, gol yapabilecek birilerinin önüne düşebilir.

Eğlenceli bir seçim dönemi yaşayacağız gibi görünüyor.

Kanaatimce HDP’nin “ittifak” içinde yer almaması, hem ittifak için ve hem de HDP için avantaj, Erdoğan için ise dezavantaj. 7 Haziran öncesindeki enerjisini yeniden toparlaması imkânları ortadan kaldırılmış olan HDP’nin orada, bir tür asal gaz gibi, kimseyle reaksiyona girmeden durması, kendisine seçim ortamının regülatörü gibi bir pozisyon sağlayacak. HDP mevcut aktörlerin hepsinden daha zeki, daha kışkırtıcı çıkışlar yapmak, enerji ve kaynak maliyeti düşük hamlelerle yüksek verim almak şansına sahip olacak. Kendisi dışındaki bütün tarafları bir biçimde birbirlerine “eşitleyecek”. Kimsenin esas meselesi HDP değil ama herkesin “gözü” HDP’ye gidecek oyları en azından ikinci turda almakta olacak. HDP’nin bu pozisyonun hakkını vereceğini ümit ediyorum.

Hepsi birbirine “eşitlenmiş” olan Erdoğan, Akşener ve İnce arasındaki gerilime gelince… Yukarıda da işaret ettiğim gibi bu oyun, Erdoğan’ın en bilmediği oyun. Gönül isterdi ki Akşener ve/veya İnce halin farkında olsunlar, şık bir oyunla bu işi ilk turda bitirsinler —esas önemlisi, seçim sonrasına dair bir hikâyenin zeminini, ümitvar bir sosyolojiyi bu kampanya döneminde inşa etsinler. Gönül istiyor da, olmayacağı görünüyor.

Ama olmaması ümitsiz olmayı gerektirmiyor. Çünkü mevcut şartlarda şık bir oyunla kazanmayı hak edecek bir aktör olmasa da, berbat ve sıkıcı bir oyunla kaybetmeyi hak edecek bir aktör var. Eh, neticede bir kazanan çıkacak.

Genel kategorisine gönderildi