Toplumsal Muhayyile

Daha önce sözünü etmiştim, Goldberg, The New Excetutive Brain’de, beynin iki yarısının işbölümü hakkında son derece ufuk açıcı bir tespit yapar. Beynin sağ yarıküresi şahit olduğu her şeye “bu yeni, daha önce hiç şahit olmadığım bir şey” diye bakarken, sol yarıküresi her defasında “bu bildik bir şey” diye bakar.

Yani bazen biri, bazen öteki yanılır filan. Derdimiz şimdilik bu değil —yakında sandığa gideceğiz.

Goldberg’in baktığı yerden bakınca, diyebiliriz ki, daha önce herhangi bir kapıyı açmak için geliştirdiğimiz bütün anahtarları sol yarıküreye devrederiz. Sağ yarıküredeki tezgâhlarda imal edilmiş anahtarları… Mesela lisan sol yarıkürededir ama bir yeni kelimeyi öğrenme süreci sağ yarıkürede vuku bulur. Bu yüzden, eğer küçük bir bebeğin sağ yarıküresi hasar görürse ölümcüldür, bir yetişkin için ise sol yarıkürenin iflası daha ciddi neticeler doğurur. Biri öğrenmeyi imkânsızlaştırırken, diğerinde öğrenmiş olduğunuz her şeyi kaybedersiniz.

Tekrarlayayım: Sol yarıkürede daha önce işe yaramış anahtarlar yer alır ama onların —ve bundan sonra imal edilecek olanların— imal edildiği tezgâhlar sağ yarıkürededir.

Erdoğan ortaya bir yığın “malzeme” atıyor/du. Seçmenleri o malzemeleri beyinlerinin sağ yarıküresindeki tezgâhlarda işliyor/du. İşe yarar bir şey haline getirebileceğini ümit ederek kesiyor, deliyor, kaynak makinelerinde birbirine eklemliyor/du. Seçmen Abdülhamid hakkında bir şeyler biliyor, daha doğrusu bir şeyler varsayıyordu mesela. Erdoğan Marmaray’ı Abdülmecit ile ilişkilendirdiğinde, o Abdülhamid algısını alıp, kendince yeniden işledi. (“Ne alaka” demeyin, sizin zihninizde de bütün “Abdül”ler bir biçimde birbirilerini çağrıştırır.) Böylelikle —Erdoğan’ın aklına bin yıl yaşasa bile gelmeyecek— anahtarlar imal etti.

Erdoğan’ın rakipleri ise ısrarla “anahtarlarını” paylaşmaya çalışıyorlar. Önüne geldiğimiz her kapının bir anahtarının olduğunu, o anahtarın da kendilerinde olduğunu düşünüyorlar ve hep o anahtarları sol yarıküredeki raflarından çıkarıp sallıyorlar.

Sahip oldukları anahtarlar, daha doğrusu her kapıyı açacağına inandıkları maymuncukları hiçbir kapıyı açmıyor, bunun üzerine kilidi suçlayıp yine maymuncuklarını sallıyorlar, o ayrı. Şimdiki meselem ise başka. İnsan beyninin sağ yarıküresini kullandığında eğlenir, mutlu olur. İnsan bir kapıyı açtığında, bir çözümü tatbik ettiğinde, mesela zengin olduğunda mutlu olmaz. Sahip olduğu malzemeden o kapıyı açabileceğini ümit ettiği bir anahtar yaparken, problemle boğuşurken, zengin “olurken” —veya evine bu gün de ekmek götürebileceği işi yaparken— mutlu olur.

Erdoğan seçmeninin muhayyilesine fazla mesai yazdığı dönemlerde, o mesaiye imkân sağladığı için başarılı oldu. Ahali kendisine her kapıyı açacağı söylenerek dayatılan bütün maymuncuklardan zaten şüphe ediyordu ama Erdoğan’ın işine esas yarayan o şüphe değildi. Yukarıda da işaret ettiğim gibi, AKP servisleri seçmene “hazır” çözümler yerine “malzeme” dağıtımı yapıyorlardı. İşe yarayan da oydu.

2011’den bu yana Erdoğan giderek hasımlarına benzedi. Artık seçmenin muhayyilesine bırak(a)mıyor işi, anahtarları kendisi üretiyor. Neticede Erdoğan’a oy verenler oy vermeyi sürdürüyor olabilir ama eskisi kadar mutlu değiller, eğlenmiyorlar. Mesele şu ki, karşısındakiler zaten muhayyilenin, hele ki her bir insanın kendi tekinsiz muhayyilesinin işe müdahil olması ihtimalini gece yatarken akıllarına getirseler, sabaha kadar yattıkları yerde gözlerine uyku girmez. Yorgunluktan dalsalar, kâbuslarla uyanırlar.

Sizi temin ederim, Erdoğan’ın bir süredir bir kol boyu mesafeyle nizami bir ordu gibi sıralanmış, Erdoğan’ın anahtarlarını taşımak işine memur edilmiş, mutsuz, heyecansız neferleri, ilk turda kolaylıkla yenilebilir. Bir şartla… Karşısına başka bir anahtarı taşımakla görevlendirilmiş bir başka ordu yerine, kendi anahtarlarını yapabilmeleri için ahaliye malzeme dağıtan bir rakip çıkması şartıyla.

Genel kategorisine gönderildi