Sular Çekiliyor

Tay atasözüne göre, sular çekilince de karıncalar balıkları yer.

Yani ki…

Balıkların hayatlarını devam ettirmesi, eğer mercekleri balıkların üzerine, onların organizmalarının üzerine odaklarsanız, hayranlık verici bir performans, bir başarı hikâyesi olarak okunabilir. Nehirde akıntıya karşı yüzebilmelerini sağlayan anatomileri filan…

Ama…

Sular çekilince bütün bu başarı hikâyesi masal olur. Karıncalar balıkları yer.

Bu bakış açısını hayatın her alanına tatbik edebilirsiniz. Fransa’nın mesela, sergilediği ve gözlerinizi kamaştıran bir canlılığı varsa, Fransız Anayasasından 1789 Devrimini yapmış olmaya, Fransızcadan eğitim ve/veya sağlık sistemlerinin orijinalliklerine kadar yüzlerce anatomik özellik üzerine binlerce sayfa yazabilirsiniz.

Ama sular çekilirse…

***

Al Pacino —şimdi hangisi olduğunu hatırlamıyorum— filmin birinde, zafer filan lafları eden bir muhatabına, “zaferden söz eden kim, biz hayatta kalmaya çalışıyoruz” demişti. Aslında hayatta kalmak zaten en büyük zaferdir. Hayatta olan her şey örgütlenmiş maddedir ve hayatta kalmayı başaran her örgütlülük, müthiş göz kamaştırıcı bir anatomiye sahip, muzaffer bir şeydir.

Medeniyetler de öyle.

Her bir medeniyet, her bir kültür, binlerce yıl boyunca oya gibi işlenmiş, olağanüstü şeyler. Harris Cows, Pigs, Wars, and Witches adlı kitabında, mekanik, Platonik bir mühendis aklıyla bakıldığında her biri son derece manasız görünen bir yığın kültürel unsurun, toplumun hayatta kalabilmesi için ne kadar elzem olduğunu lezzetli bir hikâye halinde dile getirmişti. Her biri farklı çizgilerde evrimleşmiş ve her biri uluslararası ekosistemde farklı bir nişi dolduran muhtelif kültürlerin, manasız görünen unsurlar sayesinde hayatta kaldıklarını ve… Asıl önemlisi, zaman içinde değişen şartlara nasıl uyum gösterdiklerini…

Dünya değişiyor. Hep değişti. Mesela büyük büyük atalarımız avcı toplayıcı olarak yaşarlarken, beslendikleri bazı türleri aşırı avladıkları için yok ettiler. Dolayısıyla diyetleri değişti en azından. Mesela Guns, Germs, and Steel’de Diamond’un işaret ettiği gibi, dönenceler arasında kalan kara kütlesi çok dar olan Amerika kıtasında, teknolojisi zayıf insan topluluklarının ana besin kaynağı olan orta boy memeliler, Avrasya kara kütlesinde yok olduklarından çok önce yok oldular. O topraklarda yaşayan insanların ve kültürlerin hayat çizgisi de, buralarda yaşayanlarınkinden farklı oldu.

Değişim sürekli ve öngörülemez bir şey yani. Ama bu sürekliliği zıplatan iki devrimden söz edegeliyoruz: Tarım devrimi ve sanayi devrimi. Öyle, bir anda olmuş ve dünyanın her yerinde her topluluğu aynı biçim ve şiddette etkilemiş şeyler değil. Mesela tarım devrimiyle başlayan yerleşiklik, öyle görülüyor ki, ilk başladığı bu topraklarda bile binlerce yıl sürmüş kademeli bir süreç. Osmanlı’nın bile tebaasını yerleşmeye zorlamak için ne dalavereler çevirmek zorunda kaldığı düşünülürse… Sanayi devrimi de öyle. Üç yüz yıl boyunca, dünyanın farklı coğrafyalarında farklı viteslerle yaşanmış. Sanayi devriminin anavatanı sayılan İngiltere’de bile, mesela daha yüz yıl öncesine kadar, fizyokratlar, sanayinin gelip geçici bir şey olduğunu, iktisadın yegâne manalı sektörünün tarım olduğunu ve hep öyle kalacağını ciddi ciddi iddia edebilmişler.

Sonra, sular çekilince, sanayiciler fizyokratları yemiş.

***

Erdoğan memlekete, kendisinden önce mevcut olmayan bir yığın manasızlık hediye etti. Osmanlıcılık bunlardan biri. Bu memleketin ana gövdesi —Cumhuriyetin başarısızlıklarını meşrulaştırmak kastıyla Osmanlı’yı yerin dibine vurup duranlara karşı— “babamıza sövüp durmayın” diye direndi. Hiçbirinin Osmanlı’yı ihya etmek gibi bir hayali yoktu, sadece Osmanlı’ya küfredilmesine karşıydılar.

Hiçbirinin? Yani Osmanlı’yı ihya etme hayaliyle yaşayan belki birkaç yüz bin zevzek vardı. Ama hepsi o kadar.

Şimdi?

Şimdi milyonlarca Osmanlıcı var. Osmanlı’nın ihya edilebilir olduğunu, ihya edilirse iyi olacağını filan zanneden milyonlar. Suların çekildiğini, ulus devletlerin —sadece Osmanlı’yı değil, suların çekilmesine sebep olan Britanya İmparatorluğu da dâhil bütün— imparatorlukları yediğini fark etmeyen milyonlar.

Çünkü…

Göz kamaştırıcı başarı hikâyelerini hep anatomik özelliklerle, başarılı olanın vasıflarıyla açıklamaya tiryaki edilmiş milyonlar bunlar. Hâlbuki nehirde müthiş kıvraklıkla yüzen ve karnını doyurması için gerekenleri müthiş maharetle bulan balıklar, sular çekilince…

O olağanüstü örgütlenmelerine rağmen karıncalara yem olurlar.

***

Dünya değişiyor ve hep değişti.

Uzun dönemler boyunca makul bir hızla değişti. Zaman zaman büyük ölçekli sıçramalar gerçekleştirdi. Bugün de öyle bir kültürel iklim değişikliği döneminde yaşıyoruz.

Ve bu iklim değişikliğine, ikiye bölünmüş olarak yakalandık. Bir yarımız Osmanlı’yı ihya etme hayalinde. Öbür yarımız ise “küreselciler ulus devletimizi ham yapacak” kaygısıyla okuyor olup bitenleri.

16 Nisan’da sandıktan ne çıkacak? Birisi diğerini az veya çok farkla yenecek.

Ama sular çekiliyor.

Genel kategorisine gönderildi