Büsbüyük İstihdam Seferberliği

Billboardlarda herhalde görmüşsünüzdür, tarihin en büyük istihdam seferberliği başladı. İyisiniz, diğer her bir musibet gibi işsizlik de tarihe karışacak yani.

Eskiden olsa, aziz devletimiz diye başlardık ama artık öyle müphem öznelere ihtiyacımız yok, ulu, yüce Erdoğan buyurdu, işsizlik tarihe karışacak. Çaresi yok. Boru değil, tarihin en büyük istihdam seferberliği bu.

Eh, ulu, yüce Reis’in zaten tarihin en büyüğü olmayan herhangi bir işe tenezzül ettiği vaki değil. Bu da o sebepten yani… Tarihin en büyüğü olsun diye ihtimamla hazırlanır iken vakit geçti, işsizlik tırmanırken müdahale edilemedi. Tam da referandum öncesine o yüzden denk geldi, münafıklığın âlemi yok. Gerçi bunu böyle söylemek de münafıklık kategorisine girebilir, ne bileyim ulu, yüce Erdoğan’ın tarihin en büyük çözümlerini üretmek için vakte ihtiyacı olduğunu ima etmek de can sıkıcı olabilir ama bir yandan da bu seferberliğin tam da referandum öncesine denk gelmesini açıklamak gerekiyor.

Gerekiyor mu? Onu da bilemedim şimdi…

Zor bu Erdoğan’ın kapısında kemik bekleyenlerin hayatı da vesselam, şurada Erdoğan’ın hoşuna gidecek iki paragraf yazalım dedik, beceremedik.

***

Neyse, biz işimize bakalım.

Mahfi Eğilmez, “istihdamı artıralım derken işsizlik oranı yükselebilir” demiş (http://www.mahfiegilmez.com/2017/02/istihdam-artralm-derken-issizlik.html). Serin serin anlatmış, yani işsizlik verileri iş arayanlar üzerinden derleniyor, istihdam seferberliği hâlihazırda iş aramayan —dolayısıyla da işsiz görünmeyen— iki milyondan fazla kişiyi iş arar duruma getirebilir, işe yerleştirilenler iş arar duruma gelenlerden daha az olursa da işsizlik verisi artar demiş.

Yazının altında yorum yapanların bir bölümü, “vay sen bizim Reis’e laf mı sokuyorsun” babından taarruza geçmişler. Besbelli onların işi bu. Bu iş için ücret alıyorlar —artık kimden alıyorlarsa… Yani mevcut istatistiklerde işsiz görünmüyorlar, bir işleri var. İşe sayarsanız…

***

Neyse, biz işimize bakalım —işimiz dedikse lafın gelişi, bir ücret filan aldığımız yok.

Mahfi Eğilmez, meselenin sadece istatistik tanımları üzerinden, “diğer her şey aynı kalmak kaydıyla şu şekilde tasnif edilenler bu şekilde değişirse” diye akıl yürütmüş.

Ama diğer her şey aynı kalmaz. Herhalde Eğilmez de bilir de bu hususlara girmeyip kendisini sadece istatistik tarafıyla sınırlamış. Ama istatistiklerden bağımsız olarak da istihdamı artıralım derken işsizlik yükselebilir.

Şöyle…

Siz otorite olarak bir karar verir ve uygulamaya koyarsınız. Oyunun kuralları değişir. Diyelim “maçlarda gol olmuyor ama seyirci gol görmek istiyor” diye, ofsayt kuralını kaldırdınız. Eğer herkes sanki ofsayt kuralı varmış gibi devam ederse, sadece yardımcı hakemler ofsayt kuralının kalktığı bilgisiyle davranır ve bayrak kaldırmazlarsa, evet, hâlihazırda ofsayt gerekçesiyle kesilen ataklar kesilmez ve gol sayısı artar.

Ama öyle olmaz —ofsayt kuralı kalktığında defanslar hâlâ ofsayt kuralı geçerliymiş gibi davranmayı sürdürmez. Aşikâr değil mi?

Benzer şekilde, ekonomide de bir kuralı değiştirdiğinizde, sayısız aktör o değişikliğe uygun olarak tutum değiştirir. Burada da öyle olacaktır, kimsenin şüphesi olmasın.

Anladığım kadarıyla, tarihin en büyük istihdam seferberliği denen nane, özü itibariyle, istihdam sağlayanları, hisselerine düşen bir dizi mali yükümlülükten kurtarmaktan ibaret. Bir yıl süreyle… Bir yıl sonra ne olacak, süre ne zaman başlıyor, bilmiyorum. Öğrenmek için kendimi yormadım. Dolayısıyla hangi ekonomik aktör bu seferberliğe nasıl reaksiyon gösterir, onu da bilmiyorum. Dolayısıyla bu seferberlik nasıl bir netice doğurur, onu da bilmiyorum. Kayıt dışı istihdam ne olur, ortalama ücretler hangi istikamette ve nasıl değişir, mevcut çalışanlar üzerinde ne gibi baskılar meydana gelir, hiçbirini bilmiyorum.

Ama hepsinin —ve dahasının— az veya çok değişeceğini biliyorum.

Üstelik, kabul edilebilir hata paylarıyla, hangi iktisadi aktörün nasıl davranacağının, dolayısıyla memleket ekonomisinin nasıl bir değişime sahne olacağının tahmin edilebilir olduğunu da biliyorum. Bir ekip kursam ve birkaç hafta çalışsam, ben bile tahmin edebilirim, kural değişikliğinin muhtemel neticelerini, az çok.

Zannımca kimse böyle fuzuli işlerle iştigal etmemiştir. Aklıevvelin biri, “referandumda bizi en çok zorlayacak şey, efendim, siz benden daha iyi bilirsiniz ya, ekonomik durum” demiştir, “işsizlik çok başımızı ağrıtacak.” Beyefendi elbette cesaretlendirecek bir jest filan yapmamıştır, ama cesaret kırıcı olmamak için şöyle kaşının altından bir bakmıştır mezkûr aklıevvele… O da acele acele eklemiştir, “efendim bir istihdam seferberliği başlatsak, siz başlatsanız yani, işverenin sigorta primlerini, vergilerini filan işsizlik fonundan ödesek”.

Besbelli son nefesini vermeden cümlesini tamamlayabilmiş ki, “yapın” buyruğu gelmiş.

***

Neyse, biz işimize bakalım.

İşsizlik, özellikle de genç işsizliği, sadece Türkiye’nin derdi değil. Dünya iş yaratamamaktan kıvranıyor. Besbelli ki yapısal problemler var —ve onların ne olduğunu gerek teorik ve gerekse ampirik olarak ortaya koymak da müşkül değil. Yapısal problemlere yapısal çözümler üretilemiyorsa, günü kurtaracak palyatif tedbirler alınmasına itirazım yok. Neticede o tedbirleri alanların almasalardı ödeyecek oldukları bedel ile benim ödeyeceğim farklı.

Ama…

Palyatif tedbirlerin bile belirli bir akıl ve sağduyuyla geliştirilmesi gerekir —ki tarihin en büyük istihdam seferberliği, bende, öyle bir akıl ve sağduyu varmış algısına yol açmıyor.

Yukarıda söyledim, meselenin teferruatını bilmiyorum, öğrenmeye çalışmadım. Ama yeni istihdam edilecek olanların işverene maliyetini düşüren herhangi bir kural değişikliğinin en azından iki neticesi olacaktır: (a) hâlihazırda istihdam edilmiş olanların işverene izafi maliyetleri yükselmiş olacaktır ve bu kolaylıkla şimdi işi olanların aleyhine istismar edilebilecek bir hal ve (b) bu hali istismar etmeyip mevcut işgücüyle —yani izafi olarak yüksek emek maliyetiyle çalışanlar, istismar edenlere kıyasla rekabet dezavantajına sahip olacaktır ve bu da kurumsal olanların gecekondu olanlara karşı zayıfladığı manasına gelir.

Yani…

Orta vadede sadece bir istatistik olarak değil, istihdam seferberliği (a) hâlihazırda iş sahibi olanların işlerini kaybetmesi ve (b) ekonominin zayıflaması yoluyla, işsizliğin artmasına sebep olabilir.

Eh, orta vade pek kimsenin umurunda değil. Dolayısıyla da dert değil.

Böyle deyince, malum zevat, “zaten siz her şeye karşısınız” deyip işin içinden sıyrılıyor. Başkasını bilmem ama ben, kendi hesabıma, her şeye değil ama kurnazlığa karşıyım. Kurnazlığın akıl yerine istihdamına…

***

Neyse, biz işimize bakalım.

Tarihin en büyük istihdam seferberliği billboardlarını görmüşsünüzdür. Aziz devletimiz, pardon ulu, yüce Erdoğan, işsiz kullarının halini gördü, içi kaldırmadı ve… Gerekeni yaptı. Büsbüyük bir seferberlik… Zaten ulu, yüce Erdoğan’ın her bir yaptığı büsbüyük ve hep seferberlik ilan etmesi lazım geliyor, kendisine nasıl perişan bir miras kaldıysa…

Bu kadarını anlamış olmalısınız, otomobilinizle önünden geçerken okuduğunuz billboardlardan.

Ama önünden hızla geçerken pek de fark edilemeyecek bir teferruat var. Üstte solda, daha küçük puntolarla “çalışmak isteyene işte fırsat” yazıyor.

Yani?

Yani, aziz devletimiz, pardon ulu, yüce Erdoğan lazım geleni yaptı. Eğer işsizlik yine de azalmazsa, eğer yine iş bulamazsanız… Sizin yüzünüzden… Çalışmak istemediğinizden… Eh, bunu bir adım daha götürürsek diyebiliriz ki, ulu, yüce Erdoğan’ın uçurduğu, Almanya’nın kıskandığı Türkiye’de işsizseniz, zaten çalışmak istemediğinizden. Yine de size bir fırsat daha… Bunu da kaçırmayın artık.

Olur mu?

***

Neyse, biz işimize bakalım.

Nereden başlasak, mevzu ulu, yüce Erdoğan’ın tabiatüstü dehasına, cömertliğine, merhametine geliyor, mevzuu doğru dürüst konuşamıyoruz. Bu defa sadece işimize bakalım, Erdoğansız tarafından…

Dünyanın tamamına yakınında, genç işsizlik oranları ortalama işsizlik oranlarının iki katı.

Çünkü…

Dünyanın tamamında eğitim süreleri uzadı, çok daha fazla genç, otuz yıl önceki neslin ortalamasından daha yüksek dereceli diploma sahibi oldu. Ve fakat vasıfsız işlerden sonra vasıflı işlerin otomasyona devredilmesiyle birlikte, ekonomi yeni istihdam yaratamaz hale geldi. İşin böyle olacağı 80’lerden beri, muhtelif biçimlerde dile getiriliyordu. Mesela Roszak Cult of Information’da “durdurun şu otomasyonu, işsiz kalıyoruz” lezzetinde söylemişti bunları. Mesela Gorz, Cennetin Yolları ve İktisadi Aklın Eleştirisinde “işi paylaşmanın bir yolunu bulmalıyız” gibilerden…

Yani?

Yani gençlerin maruz kaldığı şartlarda onların mesuliyeti yok. “Şu liseyi kazanın, sonra şu üniversiteyi kazanın, sonra mezun olun, her şey gönlünüze göre olacak” denip durdu, garanti verildi bu nesillere. Onlar üstlerine düşeni yaptılar ve fakat onlara zımni taahhütte bulunanlar şimdi parmaklarını onlara sallayıp “neden çalışmak istemiyorsun” diye suçluyor.

Gençlere iş yaratabileceğinden emin olmadan “şu yolda şu kadar efor harca, tamam” diye taahhütte bulunmak ayıptı. Ama şimdi faturayı onların önüne koymak, ayıp kere ayıp. Utanın. Erdoğan utanmaz, siz bari utanın.

Genel kategorisine gönderildi