Kör ile Topala Kalan Dünya

Görünüşe göre Putin, ABD’de Trump’ın kazanabileceğine ihtimal vermiyordu. Temennisi, Clinton’ın kazandığında olabildiği kadar zayıf olmasından ibaretti. Olabildiği kadar zayıf, içeride sıkıntıları olan, ahlaksız bir seçim zaferi kazanmış ahlaksız bir kadın olarak, seçildiği anda başı dertte olmalıydı —ve olabildiği kadar uzun süre başı dertten kurtulamamalıydı. Ki Putin’i sıkıştıran mengeneler gevşesin.

Trump kazandı. Putin’in hayal ettiğinden fazlası oldu.

Görünüşe göre Putin, Kırım’ın işgalini müteakip başlayan tecrit şartlarında Suriye’de kendisi için uygun genişlikte bir hareket alanı bulabileceğine ihtimal vermiyordu. Herkesin düşmanı durumunda olan IŞİD’le yapılan dövüşe ucundan katılıp prestij kazanmaktan ibaret hayalleri vardı.

Birileri bir Rus uçağını düşürüp iki Rus pilotu öldürdü. Erdoğan bu işi sahiplendi. Putin’in hayal ettiğinden fazlası oldu.

Görünüşe göre Putin, Rusya’nın yeniden bir süpergüç olmasını, Rusya’nın ABD’nin dengi ve dengeleyicisi haline terfi etmesini hayal ediyordu. Altı ay önce bu —Rusya’nın sosyal, siyasi, entelektüel ve iktisadi sermayesi hesaba katılırsa— zırva bir hayaldi. Bugün, hiç de uzak bir ihtimal olarak görünmüyor.

Görünüyor ki, sadece Türkiye’de değil, dünyada hava durumu çok hızlı değişiyor.

Hava durumu, bilirsiniz, yazdan kışa veya kıştan yaza geçişte hızlı değişir. Baharlarda —bugünlerde yaşadığımız gibi— gün güne benzemez. Yazın ve kışın ise günler, bir öncekinden ve bir sonrakinden pek az farklı olur.

Yazdan kışa mı kıştan yaza mı geçiyoruz, bilemiyorum. Ama yazısına “post-modern dağınıklık, bütünsüzlük kültürünü sindirememiş kuşaklardan” diye başlayan Ümit Kıvanç’ın ruh durumuna sahip olan akranlarımın yolun sonuna geldiğine eminim (http://platform24.org/yazarlar/2047/evet-kampanyasi-neden-kof-ve-curuk). Kıvanç’ın yazısında dile getirdiklerini kıymetli, ruh durumunu da saygıdeğer buluyorum, o ayrı. Ama dünya artık bizim bildiğimiz gibi değil ve bizim bildiğimiz gibiyken de pek matah değildi. Değişmesi/değiştirilmesi hayali vardı —ve çoğumuz o hayalin peşinden sürüklendik— ama aslında çok düşük bir ihtimaldi.

Şimdi dünyanın değişmesi ihtimali çok yüksek —çok yüksekten de yüksek, çünkü aynı kalma şansı hiç kalmadı. Bir yere doğru gidiyoruz da… Yaza mı yoksa kışa mı doğru gün saydığımız, aslında bize bağlı.

Putin, Erdoğan ve Trump, her üçü de, kendi toplumlarına “eskisi gibi dünya gücü olmak” satıyor olsalar da, aslında matah bir şey olmadığı halde uzun süredir değiştirilemeyenle, değiştirilmesi teklif bile edilemez olanla dövüşerek mevzi kazandılar. Dünyayı onlar değiştirirse çocuklarımızın nasıl bir dünyada yaşayacağı az çok belli. Dünyanın, uzun bir fasıladan sonra nihayet değiştirilebilir olmasını bir fırsat olarak gören başkalarına ihtiyacımız var.

Kıvanç haklı, bizim nesilden öyleleri çıkmayacak galiba.

***

Rivayet olunur ki Timur tutsak aldığı Bayezid’e “dünyanın haline bak”, diye takılmış, “senin gibi bir kör ile benim gibi bir topala kaldı”. Yıl 1402. Yeni yeni tomurcuklanmaya başlayan Osmanlı devleti tarumar oluyor. Bayezid’in oğulları arasında kardeş kavgaları çıkıyor. Anadolu’da beylikler hortluyor. Ve fakat sadece elli yıl sonra Osmanlı, İstanbul’u ele geçirecek kudreti temerküz ettiriyor. Zamanın bugünkü ile kıyaslanmayacak kadar yavaş aktığı bir dönemde, sadece elli yıl içinde…

Dünya bir kör ile topala kalmıyor yani. O Timur’un hüsnükuruntusu…

Putin ile Trump’a da kalmayacak. Bugünkü şartlar elli yıl filan da sürmeyecek.

Bu kadar gevezeliği yapıyorum çünkü… Putin’e, Trump’a, Erdoğan’a bakıp, yastığa başını koyduğunda uyuyamaz olmak başka, arkada zuhur eden ruh durumunu “post-modern dağınıklık, bütünsüzlük” filan gibi olumsuz yargılarla etiketleyip zamanın ruhuyla dövüşmek başka. Birincisi son derece makul bir hal ama ikincisi kötürüm edici…

Putin, Sovyet rejiminin çöküşünü müteakip Rusya’da zuhur eden hale reaksiyon olarak ortaya çıktı. O halin bir yığın niteliği var ama bence baskın olan niteliği —ve Rus halkını Putin gibi birinin peşinde kilitleyeni— dönemin adaletsizliği idi. Çok kısa süre içinde, bir yanda etini satmaktan başka bir seçeneği kalmayan kadınlar ile öte yanda dünyanın en zengin oligarkları türedi aynı Rusya’da. Türkiye’de Erdoğan’ın üzerinde yükseldiği dalga da, bence aşikâr ki —ve defalarca söyledim ki— yozlaşmış ve yozlaştığı için taşınamaz hale gelmiş kurumsal altyapıya duyulan reaksiyondur. Oyunun dışında tutulanlar, oyuna dâhil olma talebiyle Erdoğan’ın peşinden sürüklendiler. Görünen o ki, Trump mucizesi de benzer bir reaksiyon sayesinde gerçekleşti.

Putin’in, Erdoğan’ın ve Trump’ın, kendilerini taşıyan talepleri istismar ediyor olmaları, o taleplerin haksızlığının delili değil. Öte yandan, uzun süredir oyunun dışında tutulmuş olan, oyuna dâhil olmayı hayal bile edememiş olan kitlelerin, artık vaktin geldiğini hissetmiş olmaları mühim. Oyuna dâhil olduklarında yaptıkları acemilikler, devri dolmuş olan kurumları bu defa kendilerine kalkan olarak kullanmaya teşebbüs etmeleri filan, arızi, geçici rahatsızlıklar olabilir.

Olup olmaması bize bağlı…

***

Ümit Kıvanç, başka hiçbir şeyi olmasaydı da vicdanı yüzünden saygı duymayı sürdürecekti olduğum biri. Ama fazlası var, iktisatlı bir dili var. Söylenmesi gerekeni —benim aksime— söylenmesi gerektiği kadar kelimeyle söylüyor. Dolayısıyla, şu dağınıklık ve bütünsüzlük terimleri de yerli yerinde ve uygun seçilmiş kelimeler. Yani evet, dağınık ve bütünlüksüz bir dönemdeyiz.

Ama…

Dağınıklık kötü bir şey değil. O kadar değil ki, dağınık olmama manasına gelebilecek her hangi bir şeyin bugünün şartlarında nasıl müdafaa edilebileceğini akıl edemiyorum. Ben bilgi sistemciyim mesela ve bilgi sistemlerindeki en ciddi devrimlerden biri, dağıtılmış sistemlere geçiştir. Merkezi sistemler yerine… Kıvanç merkeziliği müdafaa ediyor olabilir mi? Zannetmem.

Dağınıklık, bir ev kadınına sorarsanız, şeylerin kendi yerlerinde olmaması manasına gelir. Eh, ev kadını için evin dağınık olması hoş bir şey değil, toplanması, düzenlenmesi gerekir. İyi ama toplum için benzer bir mantığı dile getiriyor olabilir mi Kıvanç? Erdoğan olsa “hah, tam da bunu kastediyorum” diyebilir ama Kıvanç’ın diyebileceğini zannetmiyorum. Toplumun dağınıklığından değil de, kavram haritamızın dağınıklığından söz ediliyor olabilir mi? Olabilir, diyelim. Bence yine haksızlık olur. Yani evet, kavram haritalarımız eskisi ile kıyaslanmayacak kadar dağınık ama bu da hiç kötü bir şey değil. Çok doğurgan ve çok katılımcı bir şey.

Bu tür tartışmaları uzun süredir yapıyorum —ve Erdoğan ile Erdoğan’ın kapısında bir kemik için bekleşenlere hakkımı helal etmeyecek olmamın birinci sebebi de memleketi bu konuların tartışılamayacağı hale getirmiş olmaları. Britannica dağınık olmayan, derli toplu bir şeydi mesela ve fakat Wikipedia dağınık. Wikipedia’nın her bakımdan Britannica’ya kıyasla derme çatma kaldığı dönemlerde bile emniyetle ilan etmiştim ki, Wikipedia’nın yanındayım. Bugün Britannica’yı, Britannica’nın maliyetinden çok daha düşük maliyetle, hem muhteva zenginliği ve hem de güvenilirlik açısından çok aşmış bir Wikipedia döneminde, emniyetle söyleyebilirim ki, dağınıklık hem daha ekonomik, hem daha güvenilir, hem de daha zengindir. Daha bir yığın sıfat eklenebilir bu listeye —hepsi olumlu olmak kaydıyla.

Bütünsüzlük meselesine gelince…

Dünya bugün, düne kıyasla daha az bütün değil. Değişen şey bütünlüğün azalması değil, bütünsüzlüğün idrak edilmesi. Bütünlüklü ideolojilerimiz, bütünlüklü bilimsel teorilerimiz, bütünlüklü sosyal/siyasi örgütlenmelerimiz yoktu. Varmış, en azından biraz daha mesafe kat edersek yapabilecekmişiz gibi yapıyorduk. Yoktu, mümkün değildi —ve iyi ki mümkün değildi. Şimdi daha az hayalimiz var ama daha haklıyız, daha bilgiliyiz.

Hayalleri yitirmenin maliyetinin çok yüksek olduğunu biliyorum. Hayalleri yitirmekle doğan yoksulluğun, haklı ve bilgili olmakla giderilemeyeceğini de kabul edebilirim. Ama bütünlük hayalini yitirmenin hayalleri yitirmek manasına gelmesi şart değil —şart olmadığını ümit ediyorum. Başka hayaller inşa etmek zorundayız. “Hayallerimizi kaybettik” diye yazıklanmak yerine, başka hayaller imal etmek gerekir diye düşünüyorum.

Ve eğer hayal gibi hayaller inşa edilebilirse, Putin’i, Erdoğan’ı, Trump’ı yapan kitleler, bana öyle geliyor ki, o hayaller için seferber olabilecek durumdalar. Onlar, kendilerine bir hayal verilemediği için savruluyorlar. Dağınıklık, bütünsüzlük gibi halleri olumsuzluk olarak gören, ezberlerinden başka bir şeyi olmayan, gelmekte olana direnen ve eskiden beri olanı müdafaa eden bizim gibilerden kesinlikle daha enerjikler. Hayal istiyorlar —ama hayal gibi hayal, bugünün ruhuna uygun hayal.

***

Putin, Erdoğan ve Trump, dünya dağınık ve bütünsüz olduğu için tehlikeli değiller. Hâlâ dağılmamış ve bütünlüklü, hâlâ bütün olan siyasi örgütleri ele geçirdikleri için tehlikeliler. Dünyayı yeniden soğuk savaş düzenine sokabilirler mi? Sokabilirler. Üçüncü Dünya Savaşını çıkarabilirler mi? Çıkarabilirler. Çünkü dağınık olmayan ve bütünsüz olmayan teşkilatların —o teşkilatlardaki dağınıklıktan ve bütünsüzlükten nefret eden elemanların— direksiyonunu ellerinde tutuyorlar. Kendilerini oraya taşıyan kitlelerin onlardan böyle bir talepleri yok.

Ama…

Eğer o kitleleri baştan çıkaracak makul bir hayal imal edilemezse, aynı kitleler, Putin’in, Erdoğan’ın, Trump’ın peşinde derli toplu ve bütün halinde intihara da gidebilirler.

Bu yüzden deyip duruyorum ki, referandumdan Hayır çıkması yetmez, fazlası lazım.

Bize makul, insani hayaller lazım.

Genel kategorisine gönderildi