Üst Akılla Nasıl Dövüşülmez

Gönlümden neler yazmak geçiyor da, memleketin halleri bırakmıyor.

Dün bir arkadaşım bir vesileyle aradı. Laf lafı açtı, bir ortak arkadaşımıza geldi. Telefonda konuştuğum arkadaş, “o vicdan sahibidir” dedi. Aralarında geçen konuşmada demiş ki mealen, “olup bitenler hiç yakışıklı şeyler değil ama Türkiye büyük bir taarruz altında, bu sırada onları gündeme taşıyıp safları zayıflatmak olmaz.”

Beni arayan arkadaşıma diyeceklerimi dedim. Ona demediklerimi size diyeyim.

Diyelim Avrupa Birliği, İtalya, Yunanistan gibi üyelerinin yanı sıra, yeni üye olan ülkelerde de istihdam ve büyüme problemlerinin çözümü için tekstil sektörünü bir motor olarak seçti. Büyük ölçekli bir yatırım ve pazarlama seferberliğini başlattılar. Bu çerçevede —ve sektörün kârlılık oranını Avrupa için makul seviyelere yükseltmek kastıyla— Türkiye’nin tekstil sektöründeki rekabet gücünü baltalamaya karar verdiler. Türkiye’den Avrupa’ya giren mallara gümrük yerine geçen yaptırımlarla da yetinmediler, Türkiye’den üçüncü ülkelere yapılan ihracatı baltalayacak ayıplı şeyler de yapıyorlar.

Yani?

Yani Türkiye’nin tekstil sektörüne topyekûn bir taarruz başlattılar. Bir tekstilci olarak ne yapsa Türkiye’nin sanayicileri, karşılarında Avrupa Birliğinin bir pisliğini buluyor. Üst akıl, kendi menfaatlerini maksimize edebilmek için Türkiye’de tekstil sektörünü batıracak her şeyi yapıyor.

Diyelim, bu taarruz başladığında Denizli’de Ticaret Odası Başkanı olan bir tekstilcisiniz. Diyelim Denizli ekonomisinin yarısı tekstile dayalı. Diyelim Denizlili tekstilcilerin bir bölümü, Avrupalı tekstilciler için fason üretim yapıyor. Diyelim Ticaret Odasında sizin bir rakibiniz var ve o da fason üretim yapanlardan.

Bu şartlarda, Avrupa Birliği tarafından Denizli ekonomisini batıracak bir teşebbüsün başlatıldığı teşhisini koyarsanız ne yaparsınız? Mesela Denizli Valisiyle kavga eder misiniz? Pamukkale Üniversitesine parmak sallar mısınız? Denizli’de sizi sevmeyen ve tekstilci olmayan Ticaret Odası üyelerinin ticaret lisansını iptal etmeye kalkar mısınız? Fason üretim yapanlara karşı işçilerini kışkırtıp, grev yapmalarına destek çıkar mısınız?

Bütün bunları yaparsanız, Denizli’nin bahse konu olan taarruzla başa çıkma imkânının daralacağı aşikâr değil mi? Bütün bunları yapmak yerine, mesela Valiyi Odaya davet edip durumu teferruatıyla anlatmak, onun da bu davayı sahiplenmesini sağlamak, Üniversitenin meselenin çözümüne hissedar olması için bir şeyler yapmak, tekstil dışı sektörlerin performansını yükseltecek —böylelikle şehrin taarruzu daha az hasarla göğüslemesini sağlayacak— formüller aramak filan gerekmez mi? Fason üretim yapanları toplayıp hep birlikte yeni pazarlar aramak, mevcut pazarları fason üreticilerle paylaşmak değil mi akıllıca olan?

Eğer Denizli Ticaret Odası Başkanıysanız, eğer Denizli’nin —kendi rekabet gücü zayıfladığından, ekonominin tabiatı sebebiyle değil de— orantısız bir güç sahibi bir üst akıl tarafından hedefe konduğu için zayıflıyor olduğunu iddia edip duruyorsanız, yine de Valiyle, Üniversiteyle, tekstilci olmayanlarla, fason üreticilerle kavgaya tutuşmuşsanız…

1. Ya ahmağın birisinizdir, Denizli’nin bu badireyi atlatması için lazım gelenleri doğru dürüst akıl edememişsinizdir. Behemehâl Ticaret Odası başkanlığından uzaklaştırılmanız gerekir— aksi halde Denizli batacaktır.

2. Veya yalan söylüyorsunuzdur, aslında öyle topyekûn bir taarruz filan yoktur. Taarruz lafları edip, elinizdeki güçten istifade rakiplerinizi tasfiye etmek derdindesinizdir. Behemehâl Ticaret Odası başkanlığından uzaklaştırılmanız gerekir, çünkü sizin şahsi hesaplarınız yüzünden Denizli büyük hasar görmektedir.

Bir üçüncü ihtimal daha var.

3. Aslında Avrupa Birliği tarafından satın alınmışsınızdır. Denizli’nin az emekle, düşük maliyetle batırılmasını ve rekabet edemez hale getirilmesini sizi satın alarak sağlamışlardır. Denizli’yi batıracak —böylelikle Avrupalı tekstilciler için mümbit bir pazar bırakacak— olduğu aşikâr olan işleri, hain olduğunuzdan yapıyorsunuzdur. Behemehâl…

***

Erdoğan’a ve Aziz Yıldırım’a neden inanmadığım herhalde aşikârdır. Başka sözüm yok.

Genel kategorisine gönderildi