Devlet Beyin İşleri

ODTÜ’de o tarihlerde 8-10 bin kişiydik. Herkesin siması herkes için aşinaydı yani.

Bir sabah, yurtta boşalan iki yer için iki kişi geldi. Bizlerden en az 4-5 yaş büyük gibiydiler. Eşyaları filan yoktu. Geldiler. Selam vermeden, paltolarını bile çıkarmadan oturdular. Oturmadan önce paltolarının ceplerinden çıkardıkları birer dergiyi dolapların üstüne fırlattılar. Kendi aralarında fısıltıyla konuştular bir süre. Sonra çıkıp gittiler. Ertesi akşam da geldiler. Sonra biri kıyafetleriyle yattı. Sabah kalktığımızda ikisi de yoktu.

Bir hafta kadar sonra kayboldular. Anlaşılan, ODTÜ’nün devrimcilerin kalesi olmaktan çıkartılması teşebbüsünün bir parçasıydılar. Dolapların üzerine fırlattıkları dergilerin adı Devlet idi.

Devlet dergisi, adında Devrim geçen muhtelif dergilerin bir kopyasıydı. Tastamam aynı öncüllerden, tastamam aynı muhakeme yoluyla, manasız çıkarımlara ulaşan yazılarla doluydu hepsi. Fark, Devlet dergisinde imal edilen çıkarımların, Devrim dergilerinde imal edilen ile taban tabana zıt olmasıydı.

Devrim kelimesi, nereden bakarsanız bakın, muhtevalı bir kelime. Devlet de öyle. Ama kendilerini devrimci veya devletçi görenler, müthiş bir kabiliyetle, bahse konu olan kelimelerin içini boşaltmışlardı. Yerli yersiz ve aşırı kullanılan her kavramın başına gelir, cinselliğini yerli yersiz kullanan fahişenin cinselliğinin başına gelenler…

***

Memleketin devletçilerinin partisinin başına, bir tarihte, adı Devlet olan bir zat geldi.

Marifetlerini biliyorsunuz. Mesela kendi adını bir kâğıda yazıp, d ve l harflerinin üzerini çizip, Evet imal etti son eserinde. Siz kelimeler üzerinde benzer oyunları en son kaç yaşındayken oynadınız? Hatırlamaya çalışın derim, çünkü böylelikle Devlet beyin akıl yaşı hakkında sağlıklı bir tahminde bulunabilirsiniz.

Şimdi ben de Devlet beyin akıl yaşına gerilesem… Desem ki Devlet bey, kendisini bozdurup bir Evet imal ediyor… Bir Evet uğruna adını iğdiş ediyor. Sadece kendisini ve adını mı? Devleti…

Evet, devleti… Çünkü bu referandum, eğer Evet çıkarsa, geriye devlet denen bir aygıtın kalmamasını meşrulaştıracak. Zaten yok. Hâlihazırda yok ama şimdilik hiç değilse yokluğu gayrimeşru. Şimdiki keyfilik, günü geldiğinde hesabı sorulabilecek bir keyfilik. Ama eğer Evet çıkarsa, keyfilik kural olacak.

Hayatımın hiçbir döneminde devletçi olmadım. Şimdi de değilim. Lüzumundan iri, üstüne hiç vazife olmaması gereken işleri iş edinmiş, üstüne vazife olan şeylerin hiçbirinden zerre kadar anlamayan, manasız bir devlet bizim devletimiz.

Aslını arasanız, Devlet denen aygıt ontolojik olarak sıkıntılı. Mevcudiyeti bile sayısız istifham ihtiva ediyor yani. Ama pratikte, kendisini dönüştürerek, Küçük Prens’teki kral gibi “sana ne emretmemi istersin” diye sorup sonra da o emirleri vermeye ağırlık vererek, hayatta kalmaya çalışıyor. Daha ne kadar hayatta kalacak, meçhul. Aramızda, bizimle aynı ormanda yaşayan tanrılar, Olympos dağının zirvelerine çekilmişlerdi. (Aslında biçare Yunanlılar ancak o kadar uzaklaştırabilmişlerdi ama daha gelişmiş medeniyetler, mesela Mısırlılar filan, uzaklara, gökyüzüne sürmüşlerdi tanrıları, çoktan.) Orada da uzun süre ikamet edemediler, daha müphem uzaklıklara çekilmek, bize çok uzaktan, muhayyel bir mekândan vaziyet etmek zorunda kaldılar.

Devlet de giderek uzaklaşıyor dünyalılardan. ABD’nin, Rusya’nın hallerine bakıp saçmaladığımı düşünüyorsanız, bence biraz daha uzaktan bakın. Mesela son iki yüzyılda nasıl bir eğilim olduğuna filan…

Bizimki? Bizimki dönüşmeye bile tenezzül etmiyor. Bu yüzden biz devletsiz bir dünya hayal etmek imkânlarından büsbütün mahrumuz. En babayiğidimiz, “az uzak dur da bir nefes alalım”dan daha çoğunu hayal edemiyor.

Böyle bakınca… Adı Devlet olan ve memleketin en devletçilerinin partisinin genel başkanlığını işgal eden zatın devletin imhası ihalesine taşeronluk yapması ibretlik bir iş gibi görünebilir.

Ama öyle de değil. Devletin kendisine az da olsa meşruiyet sağlayan nesi varsa, onlar yele savruluyor. Ceberut ve keyfi olan ne varsa hepsinin elini güçlendirmek pahasına.

Canım Devlet bey ve onun peşinden sürüklenen devletçilerim benim…

***

AKP’ye oy verenlerin kahir ekseriyeti için devlet, her şeyden önce yasak, dayak, vergi, haksız rekabet filan demek. Memleketin —kendilerine milliyetçi diyen— devletçilerinin bir türlü ciddi miktarda oy alamaması, bütün sermayesini Kürt düşmanlığına yatırmak zorunda olması boşuna değil. AKP’liler basit aritmetikle biz+MHP işlemi yapıp bu güzergâha girdiler ama MHP öyle makbul bir ortak değil. Memleketin kahir ekseriyetinin yanında görünmek isteyeceği bir özne değil.

Hele Devlet bey… Kendi tabanında bile yeterince makbul değil. Dolayısıyla, eğer bu referandumda Hayır çıkacaksa, en sağlam teminatı Devlet bey.

Evet çıkarsa? Devlet bey kendisini muteber bir koltuğa bir süreliğine raptiyeleyebilir, Tuğrul beyin becerdiği gibi. Ama MHP mevta olur —eğer zaten olmadıysa. Elinde kalan son malzeme olan Kürt düşmanlığını Evetçilerin bütün hücrelerine şırınga ederek…

Kürt düşmanlığı, bugün, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç olmadığı kadar tayin edici bir şey. Erdoğan kendisini kurtarabilmek uğruna, hem Trump’la ve hem de Rusya’yla çok tehlikeli bir dansın içinde. Kendisine çok güveniyor olduğu da anlaşılıyor ama bu, tamamen boş bir güven. Elindeki senedin üzerinde bolca sıfır var ama piyasada hiçbir karşılığı yok. Hem Trump ve hem de Rusya, açıkça görünüyor ki, Kürt kartını ellerinde tutmak konusunda son derece kararlılar.

Hürmüz yedi kocayı memnun edebilmiş, bu sayede müreffeh bir hayat sürebilmişti ama onlar oyunlarda olur. Gerçek hayatta? Sizi ötekiyle basan hangisi olursa, Kürt kartını masaya koyacak. Kürt düşmanlığının mevcut dozu bile AKP ve Erdoğan’ı kötürüm etmiş, esneme imkânlarını neredeyse ortadan kaldırmışken, MHP’nin intiharı sırasında AKP hücrelerine zerk edeceği ekstra Kürt düşmanlığı, manevrayı tamamen imkânsız hale getirir.

Neyse… Bunlar ayrı bir yazı mevzuu.

16 Nisan’da Hayır çıkarsa? Fatura tamamen Devlet beye çıkacak. Hayır çıkmasını sağlayacak olan kesimler de, Hayır çıkmasından memnun olmayacak olanlar da, hedefe Devlet beyi yerleştirecekler.

Kısası, 16 Nisan’ın, her durumda, memleket için hayırlı bir neticesi olacak, memleket Devlet beyden kurtulacak.

Kurtulacak da…

Şeyh uçmaz mürit uçurur. Erdoğan da uçmuyor ama müritleri uçuruyor. Hadi Erdoğan vakasında, iktidar, kaynak transferi ve saire gibi bir yığın kolaylaştırıcı unsur var. Devlet beyi uçuran müritlerinin onun yaptığı her şeye bir mana yakıştırabilmesinin esrarı ne? Yumurtladığı son herzeye, Erdoğan ile Perinçek arasında tercih yapma işine bakın, çaresizliğin derecesini, akıl yaşını görebilirsiniz. Ama bir yığın derin açıklamalar geliştiriliyor bu ölçekte bir zırvalık için bile.

Hâlbuki adam ortağı olduğu iktidarı yıkarak başladı kariyerine. Sonra da devletin perişan edilmesinde Erdoğan’a koltuk değneği olup durdu. Yaptığı her şeye benzer açıklamalar geliştirildi. Devlet bey mevzi kaybettikçe kaybetti, vakanüvisleri zafer hikâyeleri yazdıkça yazdılar. Memleketin devletçilerinin karşı olduğu hemen her şeyde hissedar oldu. Hissesine düşen de hiç. Müritleri onu neden uçuruyor?

Asıl soru bu değil elbette. Asıl soru, Devlet bey siyaseten mevta olduğunda, aynı kesimler, aynı derecede vasıfsız bir başka birini uçurmaya kalkmayacaklar mı? Eğer bir başkasını uçuracaklarsa, Devlet beyden kurtulmanın bir manası kalacak mı?

Genel kategorisine gönderildi