Millete Gidelim

“Ben bir çobanım” diyen zat, zannettiğinizin aksine, ahaliyi istediği gibi güdebildiği için söylemiyor bunu, güdemediğinden söylüyor. “Ulan,” demek istiyor, “koyunluğunuzu bilin, koyduğum yerde otlayın, siz böyle kafanıza göre takıldıkça hakkından gelemiyorum ben bu işin.”

Böyle olacağı belliydi. İşaretler, Erdoğan külliyesine çıktığında belirmeye başlamıştı —o işaretler üzerine bir şeyler de yazmıştım bu ortamda. Oraya kadar koro, Erdoğan’ın işaretlerine bakıp ses veriyordu. Erdoğan sarayına çıktığında, anladığım kadarıyla birbirine paralel iki şey aynı anda gerçekleşti: (a) Tamam Reis’i tepeye çıkardık, artık güvendeyiz, içimizde ne birikmişse hepsini kusabiliriz ve (b) Reis’i oraya çıkaran biziz, bizim ideolojimiz, esas olan Reis değil ideolojidir. Oraya kadar hep bir ağızdan havlayan, hep bir ağızdan aynı nameyi okuyan bir yığın kişi, artık Reis’in işaretini filan beklemeden, “daha, daha” diye bağrışmaya başladılar. Hep alacaklıymış edalarıyla davranan ama kendi durumundaki herkesin ta içinden bildiği gibi neredeyse herkese borçlu olduğunu bilen, külliyeye çıkışını en çok da o ahlaksız ahmaklar korosuna borçlu olan Erdoğan, “susun lan” diyemedi. Zırvayı tevil etme vazifesini üstlendi. Artık ne kadar becerebildiyse…

Cinsel istismarcılar konusunda getirilen düzenleme de, bence bu fasıldan ele alınmalı. Kimin, hangi amaçla, ne demeye gece yarısı bohçaya sokuşturmaya çalıştığını bilmiyorum. Eh, bohçanın kimin sırtında yakalandığı malum, AKP’li kimse “ben değilim” diyebilecek durumda değil. Ama beyanların fazla bir hükmü yok, partinin ta göbeğinde bile “nereden çıktı şimdi bu lüzumsuz iş” diye söylenildiğini tahmin edebilirim.

Zaten kimin, ne amaçla böyle bir gece yarısı operasyonuna giriştiğinin çok da önemi yok. Asıl mühim olan, bu hali fırsat bilip, “İslam’a göre…” filan diye geviş getiren mahlûkat… Onlar, orada, o yüksek yerde Reisleri oturuyor olduğundan böyle küstahlaşabiliyorlar. Böyle küstahlaşabiliyorlar çünkü her şeyden ve herkesten deli gibi korkan Reis’lerinin, en çok kendilerinden korktuğunu biliyorlar. Reisleri onlardan çok korkuyor çünkü kendisini oraya çıkaranın onlar olduğunu düşünüyor.

Milli irade filan hadisenin sosu.

Hepsi —hem Erdoğan ve hem de “İslam’a göre…” diye başlayıp ahlaksızlığına Allah’ı gerekçe gösterenler— biliyorlar ki, ahali küçük yaştaki kız çocuklarına sarkanlara hiç merhamet etmez. Lazımsa katilin cinayetine bahane bulur ama küçük kızlara bulaşanların fiiline bulmaz. İsteyen varsa hodri meydan, her sıkıştığında “millete gidelim” diye mızıkçılık yapan Erdoğan’a ve bütün ahlak düşkünü çetesine çağrımdır, millete gidip soralım. Küçük yaştaki kız çocuklarını istismar edenleri af mı edelim, idam mı edelim diye… Yiyor mu yüreğiniz? Yani yürek yerini tutan şeyiniz her neyse o?

Şöyle de yapalım isterseniz, oy pusulasına, eğer bahse konu olan suçu meşrulaştıracak bir ayet veya hadis varsa onu da yazalım, referanduma öyle gidelim. Yiyor mu yüreğiniz?

***

İmdiiii…

Meselenin Allah’la, İslam’la filan alakası yok. Milli iradeyle filan da alakası yok. Mesele, Allah’ı, İslam’ı kendi pagan kültürlerinin üzerini örtecek şal olarak kullanmayı alışkanlık haline getirmiş, tarih öncesinde kalmış, ne İslam’la ve ne de başka herhangi bir şeyle şereflenememiş, artık sayıca pek azalmış ama Erdoğan’ın riyaseti sayesinde fena halde azgınlaşmış bir grup mahlûkatta başlayıp, orada bitiyor.

“İslam aslında…” filan diye başlayacak değilim. İslam’ın aslını bilmiyor olduğumu düşündüğümden değil, İslam’ın aslı diye bir şey olmadığını bildiğimden… İslam da, diğer her şey gibi, kimin ne olarak algıladığına göre değişip çeşitlenen bir şey. Ama, diğer her şey gibi İslam da nasıl isterseniz öyle yorumlanabilecek bir şey değil. Mesela “ama ben Müslümanlar için çalıyorum” deyip hırsızlığı, “ben İslam’ın zaferi için yalan söylüyorum” deyip yalancılığı meşrulaştıramazsınız. Her şeyden önce eğer İslam sizin hırsızlığınıza, yalanınıza muhtaç hale geldiyse ört ki ölem.

Ve —mevzumuza dönersek— İslam’ın içinden yığınla cümleyi cımbızlayıp etrafa saçabilirsiniz ama küçük kız çocuklarına, hatta onların rızası olsa bile, hatta onlar sizi baştan çıkartsa bile, sarkmayı meşrulaştıramazsınız. İslam, kendisinden çok önce başlamış, kendisinden sonra da muhtelif mecralarda çeşitlenerek yol almış bir geleneğin bir safhası olarak, cinselliğin kontrölünü vazeden bir din. Cinselliğin kontrol edilmesinden, gözünüze kestirdiğiniz her dişiyi sıkıştırdığınız yerde becerme hürriyetinin kısıtlanmasından memnun olmayabilirsiniz ama İslam her şeyden önce odur.

Dahası, Trump’ın Meksika sınırına öreceği duvarı Meksikalılara finanse ettirme fikri gibi İslam da, bahse konu olan hürriyet kısıtlamasına polis olarak sizi, kendinizi memur etmiştir. Kendi azgınlığını kendin frenleyeceksin, kendini kendin kontrol edecek, uçkuruna hâkim olacaksın. Nokta.

***

Bütün bu gevezelikleri yapıyorum çünkü…

Mesele İslam’la filan alakalı değil. Mesele —hep söyleyegeldiğim gibi— sosyal örgütlenme tarzıyla alakalı. Hevesli bir vasıfsızı sürüyü istediği yere götürebileceği imkânlarla donatma mukabili ortalığa istediği şekilde kusabilme imkânı edinme esası üzerine kurulmuş olan bir sosyal organizasyonda başka şey bekleyemezsiniz. Ortalığı berbat edenler Müslüman veya Cumhuriyetçi veya başka bir şey olduklarından yapmıyorlar yaptıklarını, âlemin içinde bu tür çirkinlikler yapmamak gerektiğini bilebilecek vasıflardan ve yapmayacak iradeden mahrum olduklarından yapıyorlar. Sonra geğire geğire, “Ama İslam, ama Cumhuriyet…” filan diye bahaneler imal ediyorlar.

Onlar hep vardılar, sayıları azalsa da hep var olacaklar. Mesele onların mevcudiyetlerinde değil. Onların bu kadar kudret sahibi olmasını, pervasızlaşabilmesini sağlayan örgütlenme tarzında. Onları bir milleti topyekûn aşağılamak için televizyon ekranlarına çıkarmak, afişe etmek ne kadar yanlıştıysa, şimdi bu kadar kudreti ellerine vermek de aynı derecede yanlış.

Davetimi tekrarlıyorum: Millete gidelim. Hem de ayetlerle, hadislerle müdafaa edin yapmak istediğiniz düzenlemeyi. Görelim bakalım ahali ne diyecek…

Genel kategorisine gönderildi