Hititlerden Beri

19. Yüzyılın sonlarında görevli olarak Anadolu’ya yollanan bir Alman bürokrat, raporunun bir yerinde, mealen, “Anadolu köylüsü Hititlerden kalma yöntemlerle tarım yapıyor” diye yazmıştı. Bugün Anadolu’nun neresi nasıldır, bilmiyorum. Ama o tarihlerde, köylerin büyük bölümünde, binlerce yıl boyunca değişen biricik şey, muhtemelen altın sikkelerin üzerindeki damgadan ibaretti. O da artık kaç köylünün eline geçebiliyordu ise… Ha, bir de Allah’a hangi dilde dua edildiği değişmiştir.

Bariz bir kibirle Osmanlı Anadolu’sunu küçümseyen Alman bürokratın ülkesinde durum öyle çok farklı değildi. Anadolu’da 1950’lerde başlayan değişim, Avrupa köylerinin bir bölümünde yüz yıl kadar önce başlamıştı olsa olsa. Binlerce yılda bir yüz yıl kadar fark o kadar enteresan sayılmaz yani. Ama işte o Alman bürokratın içinde yetiştiği dönemin iklimi, binlerce yıldır değişmeyeni değiştirmenin şehvetiyle maluldü. Avrupa kendisini, insanlığın makus talihini değiştiren özne olarak görüyordu.

***

Taleb Antifragility’nin bir yerinde, eski olana, çok uzun yaşamış olana iltifatlar ediyor. Onun kullandığı misalleri hatırlamıyorum ama onun sorduğu soruyu şöyle sorabilirim: Sizce önce Erdoğan’ın Çamlıca tepesine diktiği cami mi, yoksa Süleymaniye mi daha önce yeryüzünden silinecek? Yüzlerce yıl önce yapılanın daha çok yaşlandığı, ömrünün daha uzun bir bölümünü tamamladığı, dolayısıyla daha önce yıkılacağı tahmini geliyor insanın aklına.

Taleb ise aksini müdafaa ediyor. Eh, haklı olduğunu gösteren sayısız misal var. Süleymaniye’den sonra yapılmış sayısız caminin yerinde bugün yeller esiyor. İşin mantığı da o kadar yabancı değil: Zamanın testinden başarıyla geçenler var, bir de o testten henüz geçmemiş olanlar. İkincilerin, teste tabi olduklarında nasıl cevap vereceklerini bilemiyoruz. Neticede, şeylerin ortalama ömürleri var, her şey yaşlandıkça miadını doldurmaya yaklaşıyor filan diye bakmak manasız.

Ama…

Anadolu’da Hitit döneminin metot ve teknolojileriyle yaşayan köyler kaldıysa, erişilmesi zor kuytularda kaldı. O beslenme rejimine, o çalışma şartlarına, o barınma teknolojisine, o ulaşım şartlarına katlanmayı da göze alamazsınız. Değişen, üstelik, sadece maddi teknolojilerle ilgili yanı değil işin, mesela kendisinden haberdar olunan dünya olağanüstü genişledi, dünyayı anlamak ve yorumlamak için müracaat edilen kavram haritaları tepeden tırnağa değişti. Farkında olsak da olmasak da…

***

Mesele şu: Binlerce yıl boyunca pek az değişerek yaşayan şartları sürdürmek artık mümkün değil. Her şey, son dönemde gerçekleşen testlerin her birinden biraz daha kırılıp dökülerek çıktı. İsmet Özel bir şiirinin bir yerinde “her şeyi gördüm içim rahat” diyor ya, insanlık tarihinde gerçekleşen şeylerin neredeyse tamamını gördü sahiden. Bizden önceki nesil, insanlık tarihinde o döneme kadar gerçekleşmiş olan şeylerin neredeyse tamamını kendi hayat sürelerinde görmüştü. Ondan önceki nesil de öyle… Ama şimdi, buradan bakınca, dedelerimizin yaşadığı değişim, bizim maruz kaldığımız ile kıyaslandığında son derece masum görünüyor.

Çünkü…

Değişim hızı geometrik bir karakter arz ediyor.

Geometrik?

Bir havuzun yüzeyindeki nilüferler her gün bir önceki günün iki katı alan kaplıyorsa, yüz günün sonunda havuzun tamamını kapladılarsa, havuzun yarısını kaplamaları kaç gün sürmüş olabilir? E, evet, bildiniz. Doksan dokuz günde gerçekleşene eşdeğer olan, eğer böyle bir geometrik bir artıştan söz ediyorsak, bir günde gerçekleşir. Dahası, dokuz yüz doksan dokuz günde gerçekleşen de izleyen bir günde…

Bu iş böyle sürmeyecekmiş gibi görünüyor insana. En azından bana öyle görünüyor. Her pozitif geribildirim döngüsü, eninde sonunda negatif bir geribildirim döngüsü tarafından dizginlenir diyerek, hissettiğim şeye mantıklı bir izah da getirebilirim ilaveten. Ama yine de, içinde yaşadığımız sürecin sonuna henüz çok yakın olmadığımızı tahmin ediyorum.

Çok yakın olmamak derken? Yani süre o kadar da uzun sürmeyebilir ama yeryüzünde tasfiye olacak pek çok şey var daha. Bu hızla, tasfiye edilecek şeylerin tasfiye olması o kadar da uzun süre almayabilir ama en mukavim zannettiğiniz şeylerin bile tasfiye olmasına hazırlıklı olmak gerekiyor.

***

Aslında süreç belki de çoktan doygunluğa ulaşacaktı da, dilimiz direniyor. Mesela yukarıdaki cümleyi tamamlamak için aklıma gelen fiil “hazırlıklı olmak”. Bazıları, değişimden söz edilirken bütün silahlarını kuşanıyorlar hâlâ. Başka bazıları eski güzel günleri hatırlayıp durarak kendi nöbetini tamamlamaya çalışıyor. Birileri de, değişimi yönetmekten söz ediyor. Ben galiba bu sonuncu kategoriye yakın bir koordinatı işgal ediyorum. Hâlbuki, herhalde bellidir, yönetmek fiili kullanılırken kastedilen tutumların hemen hepsine şüpheyle yaklaşan biriyim. Sıradan bir kurumun veya sürecin yönetilmesine bile şüpheyle yaklaşırken, böyle çığ gibi üzerimize gelen değişimin yönetilmesini düşünmek olacak iş değil gibi görünüyor. Yine de işte, aklıma gelen fiil “hazırlıklı olmak”.

Yine de düşünmek zevkli bence, mesela Türkçülük kavramı herhalde yaşadığımız zamanın testinden geçemeyecek de Türklük kavramı bu testi geçebilecek mi? Nasıl bir rekonstrüksiyondan geçerek geçecek eğer geçecekse? İslam nasıl geçecek? İş kavramı, gelir kavramı, dolar, tatil, haber, aile, şiir, aşk, spor, demokrasi, eğitim ve saire nasıl değişip geçecek bu kapıdan –eğer geçebilirlerse…

Genel kategorisine gönderildi