Sıfırdan…

Dün galiba derdimi tam olarak anlatamamışım.

Bir de şöyle düşünelim: Diyelim ki Guatemala’nın devlet başkanı, mesela Çin devlet başkanına bir mektup ulaştırmaya çalışıyor. Gazetelerimizin birinde bunun heyecanlı (!) hikâyesini okuyorsunuz. Anlıyorsunuz ki, mektubun muhatabı, araya giren onca aracıya rağmen direniyor. Derken Guatemala’nın bir üst düzey bürokratının aklına eski bir siyasetçi ve Çin’de iş yapan bir işadamı geliyor. O, üçüncü ülkelerin devlet başkanlarını araya koyuyor. Mektup hazırlanıyor, uçağa biniliyor, filan. Uçak havada, benzin bitiyor filan.

Ne hissedersiniz? Guatemala hakkında, Guatemala’nın devlet başkanı hakkında ne hissedersiniz?

Olmadı mı? Bir de şöyle deneyelim: Bir âşık, âşık olduğu kişiye mektup ulaştırmak istiyor…

Anladınız siz onu.

Benim bildiğim, Murat Yetkin’in ballandıra ballandıra anlattığı hikâyenin diplomasi tarihinde bir misali var. Japonlar birinci bomba atıldıktan sonra Truman’a ulaşmaya ve teslim olduklarını bildirmeye çalışırlar. Ama Truman Japonların kendisine ulaşmasına mani olur –çünkü başka bir teknolojiyle imal edilmiş olan ikinci bombanın da denenmesi konusunda kararlıdır. Yani Türkiye’nin Rusya karşısında düştüğü durum, az çok, Japonya’nın bomba yedikten sonra kendisini bombalamış olan ABD karşısında düştüğü durumu andırıyor.

Yani?

Yani önceki onca teşebbüsü savuşturan Putin’in şimdi mektubu kabul etmesi, ikinci bomba da atılmış, iş bitmiş olduğundan olabilir.

Yani?

Yani “devleti sıfırdan kurmak” lafları beyhude değil. Erdoğan devleti sıfırladı zaten.

***

Dennett’in Consciousness Explained gibi iddialı bir isimle yazdığı bir kitap var. Kitabın bir bölümü, kendi hesabıma, benim için çok ufuk açıcıydı. Adı da From the Middle idi –yani Ortada Bir Yerlerden. Hayatta hiçbir şeyi, hiçbir zaman sıfırdan, en baştan yapamazsınız. Her şey, her vakit, elde olanlardan yapılır. Her şey bricoleurcadır. Öyle olmak zorundadır. Sıfırdan bir şeyler yapma iddiasında olanlar, genellikle, ortada işe yarayacak bir şey bırakmamış olanlar oluyor. “Bak yıktık ama, yenisini ne güzel yapacağız da ondan” filan…

***

Bu memlekete vaziyet eden herkesin danışmanları oldu. Deve dişi gibi danışmanlar oldu bu ülkede. Hiçbirimiz hiçbirinin adını sanını öğrenmedik, öğrenemedik. Öyle gelip geçtiler. Erdoğan’ın danışmanlarını ise herkes biliyor. Çünkü Erdoğan’ın danışmanları, bu memlekette, Bakanlardan filan çok daha müessir oldular. Bakanları devre dışı bırakarak –yani sıfırlayarak– her şeye kendisi doğrudan müdahil olmak isteyen Erdoğan, aha işte o danışmanlarına hâkim olmayı beceremedi. İkide bir birbirlerine girdi, işbu sorumsuz yetkili zevat.

Öyle olur.

Devleti sıfırlayıp, devlet yetkilerini devlet sorumluluğundan bihaber acuzelere dağıtınca öyle olur. Mesela Kalın Yetkin’e anlatır da anlatır.

Yetkin doğrulatmak için Çağlar’ı arayınca?

Eh, devleti işadamlığına payanda yapmış bir Çağlar bile, neticede, umur görmüş biri olarak, besbelli ki, “deli misin kardeşim, bunlar öyle uluorta anlatılır mı” kabilinden terslemiş Yetkin’i.

Yani mevcut zevatın yanında Cavit Çağlar bile erişilemez bir zirve gibi görünüyor, düşünün artık. Yani devletin sıfırlanması yeni bir şey değil. Erdoğan o işi çoktan becerdiydi…

***

Kendinizi Çağlar’ın yerine koyun. Bir ihale var mesela. Almak istiyorsunuz. Erdoğan’ı aradınız. Ne yapacak Erdoğan? “Git işine kardeşim, herkes adilce yarışacak” filan diyebilir mi?

Erdoğan, Putin’e bir mektup ulaştırabilmek için sadece Çağlar’a değil, kaç kişiye borçlanmış. Eh, başka hususlarda kime ne kadar borçlandı, bilmiyoruz. Kendi cebinden ödeyeceği şeyler değil bu borçlar. Mesela 15 Temmuz günü ulaşamadığı, ulaşamadığını kendisinin söylediği Fidan’a, Fidan “emredin, gereğini yapayım” dediğinde “yap” diyememesi de bir borcun ifası mı? Bilmiyoruz.

Aha bu adam ve bu zevat, devleti sıfırdan kuracaklar.

Kolay gele.

Sevgili Mevlana İdris de, Yenikapı’da toplanan milyonlara övgüler düzmüş (http://www.karar.com/yazarlar/mevlana-idris/uzaydan-gorulen-ilk-millet-1811). Anladığım doğruysa, Erdoğan’ı Alpaslan’ın yerine koymuş. O da –artık her neyse– yüreklere işleyen bir şey söylemiş, hep birlikte yeryüzüne silinmez bir mühür vurmuşlar. Anlaşılan o ki, hazır elleri değmişken devleti yeniden kurmakla iktifa etmeyecekler, dünyayı da sıfırdan yeniden kuracaklar.

Kim tutar sizi! Kolay gele.

Devleti kutsayagelen, devletin bekasına karşılık hepimizi hiç tereddüt etmeden trampa edebilecek zihniyetin geldiği nokta ibret verici. Uzaydan görünen ilk millete yaslanıp, basiretsizlikleri yüzünden sıfırladıkları devleti sıfırdan inşa edecekler.

Ama asıl meseleyi gözden kaçırmayalım. Abartının, aşırılığın dozunun sürekli yükselmesi gerekiyor, dikkatinizden kaçmasın. Erdoğan’ı artık Abdülhamid ile filan mukayese kesmiyor, hatta Fatih yetmiyor, Alpaslan yapmak gerekiyor. Bölge gücü olacaktık, dünya süpergücünden uzaydan görünen ilk millet olmaya terfi ettik hızlıca. Ne kaldı? Bilemiyorum ama Mevlana da bu imalathaneye katıldığına göre…

Hayırlı işler.

Kocaman, her gün biraz daha kocaman, her ay daha da kocaman bir Erdoğan’ımız var. Şeyinin kıllarının sayısı her gün daha da artıyor. Her hafta terfi ediliyor, unvanlar neredeyse her hafta yükseliyor.

Ama Putin’e bir mektup ulaştırmak… Bir mektupçuk… Lütfen. Obama’yla bir saatçik, Putin’e bir mektupçuk. Aşkımız karşılıksız kalacaksa bile, hiç değilse ilan etmiş olalım, gözlerimiz açık gitmesin. Alpaslan’dan Obama’ya, Putin’e… Lütfen.

Türkiye Türkiye olalı hiç bu kadar aşağılanmadı. Ecevit’in Clinton’un önündeki fotoğrafından haklı olarak incinenler şimdi görmek istemeseler de, başımıza böylesi hiç gelmemişti. Şimdi bizi bu hale getirenler, sıfırlamış olanlar, devleti sıfırdan kuracaklar, tasalanmaya lüzum yok. Putin bir izin versin hele. Obama bir izin versin. Bir butik devletçik… Erdoğan’ın devleti…

Şeyinin kıllarından da… Uzaydan görünen bir millet…

Genel kategorisine gönderildi