Rehin

Bütün ülkelerin gizli servisleri var. Onlara gizli servis diyoruz ama gizli saklı olduklarından değil, gizli saklı işler işlediklerinden. Yani varlar, var olduklarını biliyoruz, gizli saklı işler işlediklerini de…

Türkiye’nin de gizli servisi var. Bizim gizli servisimiz, genellikle, ülke içinde, ülke vatandaşlarıyla uğraşıyor. Ülkede, ülkenin gizli servisinin şerrinden korkmayan pek az kişi vardır herhalde. Hâlbuki âdet, gizli servislerin yabancılar için kaygı sebebi olması. Yani mesela CIA’in Amerika’da, Amerika vatandaşlarını hedef alan bir operasyon yapması imkânsız değilse de, pek alışılmış şey değil. Ama dünyanın dört bir yanında olup bitenleri CIA’den biliyoruz.

MİT’in emrinde çalışan, hani filmlerde gördüğümüz “yakalanırsanız başınızın çaresine bakın, bizim elemanımız olduğunuzu kabul etmeyiz” türünden elemanlar herhalde vardır. Kaçı yurtiçinde, kaçı yurtdışında görevlidir, tahmin etmek güç. Ama gizli servislerin bu tür elemanlarının coğrafi dağılımları, ülkeler ve devletleri hakkında herhalde çok şey söylüyordur. Elimizde istatistikler olsa, ne güzel yorumlar yapardık…

Elimizde istatistikler yok. Ama yine de hiç tahmin yapamayacak durumda da değiliz.

Mesela CIA’in, Rus Gizli Servisinin, İsrail veya İran Gizli Servislerinin mesailerinin en çok yoğunlaştığı ülke herhalde Türkiye değil. Mısır’da, İran’da, Çin’de, hatta Almanya ve Fransa’da yürütülen faaliyetler, muhtemelen Türkiye’de yürütülenlerden fazladır. E, siz bu ülkelerin devletlerinin “her şeyi ne güzel yoluna koyacaktık da bırakmıyorlar ki, ülkeyi karıştırıyorlar” diye ağlaştığına şahit oluyor musunuz?

***

Rivayete göre, Beşiktaş’ın efsanelerinden biri, galiba Baba Hakkı, bir maçta rakip takımdan bir oyuncu sakatlanıp çıkınca —oyun adil olsun diye— Beşiktaş’tan da bir oyuncuyu çıkarmış. Ama herhalde, oyun adil olsun diye, mesela rakip takım bir top kaybı yapınca Beşiktaşlıların da bir top kaybı yapmasını veya rakip bir gol yiyince Beşiktaş’ın da bir gol yemesini filan düşünmemiştir.

Rivayet edilene benzer bir şey vuku bulmamış bile olsa, takımlardan biri kendi kusuru olmadan ve telafi edilemez bir biçimde on kişi kaldığında ötekinin de bir oyuncusunu feda etmesini çok da yadırgamazsınız. Yani “böyle adalet mi sağlanır” demezsiniz en azından. Ama takımlardan birinin oyuncusu göz göre göre, mesela hakeme yumruk atıp kırmızı kart görse, öteki de bir oyuncusunu dışarı çıkarsa… Yadırgarsınız.

Demek ki anahtar terim, kendi kusuru olmadan terimi… Bunu bir kenara yazalım.

***

Gizli servislerin faaliyetleri gizli yürütülüyor —en azından gizli yürütülmesi gereken faaliyetler yürütüyorlar gizli servisler. Ama onlar devlet takımların meşru birer oyuncusu. Yani Amerika’nın gizli servisi Rusya’nın gizli servisine çalım atıp gol atarsa, o gol geçerli bir gol. Tastamam Amerikan endüstrisinin Rus endüstrisine çalım atıp gol atması gibi bir gol.

Yani diyelim Amerikan gizli servisi, Zarrab’a, “seni öldürecekler” istihbaratını sızdırmışsa, Amerikan devleti aynı Zarrab’a güvenlik içinde yaşayabileceği yegâne yerin Amerika olduğu zannını sağlayabilmişse, Zarrab Amerika’ya kaçmışsa, Amerikan yargısı onu konuşturup —devletinin zaten bildiği şeyleri onun ifadesi halinde kayda geçirip yani— sonra da senin devletine “eğer şöyle şöyle yapmazsan bunları afişe ederim” diye raporlarsa… Sonra da kalecin topu tutamaz gol olursa…

Nizami bir gol olur o. Amerika’nın sana attığı bir gol olur.

Amerikan devletinin bütün unsurları, yani yargısı, gizli servisi ve daha nesi varsa hepsi, Amerika adına gol atmak için sahadalar. Özel olarak sana gol atmak filan gibi dertleri yok. İşlerini yapıyorlar.

E, evet! Sahadaki maç Fenerbahçe-Amedspor maçını andırıyor. Şartlar çok da eşit değil. Ortada bir adaletsizlik varmış duygusuna kapılmak kolay. Ama Amedspor’san, Türkiye Kupasına katılmışsan, daha adil gibi görünen turlarda başarılı da olursan, eninde sonunda Fenerbahçe kıratında rakiplerle karşılaşacağını da biliyorsun. Oyun eşit şartlarda oynanmıyor ama adil. (Yani eğer Amedspor’a devlet —yani TFF— öyle ölçüsüzce çullanmasaydı adil olacaktı manasına söylüyorum. Amedspor yerine Tepecik Belediyespor filan gibi bir takımı koyarak düşünün.)

Amedspor yönetimi, bildiğim kadarıyla, devletin ölçüsüz taarruzuna rağmen “ama Fenerbahçe bize gol attı” filan diye ağlaşmadı. “Amerikalılar bize şu kadar milyar dolarlık cep telefonu satıyor, bizden o kadar milyar dolarlık cep telefonu satın almıyor” diye ağlaşmak aklınıza geliyor mu? Gelmiyor. Neden? Çünkü Amerikalılar kadar iyi telefon yapamıyorsunuz. Amerikalılar kadar iyi casusluk yapamıyorsanız da durum çok farklı değil.

Ağlaşmayın.

***

Başkalarının umursamadığı, dikkate bile almadığı ama vatandaşlarımızın kahir ekseriyetinin “acaba beni takip ediyorlar mıdır, fişlemişler midir, hakkımda neleri kaydetmişlerdir” diye endişelendiği bir gizli servisimiz olması, zaten başlı başına bir problem. O gizli servisimizin mesaisinin büyük bölümünü yurt içinde harcamasına yol açan şartların bunca yıl değiştirilememesi, yurt içinde harcanan mesainin azalmayıp muhtemelen artıyor olması, daha da büyük bir problem.

Ama asıl problem, uluslar ligine kaydolmuş devletimizin, daha oyun başlamadan belli olan ve herkesin bildiği oyun kuralları içinde yediği nizami golleri, tribüne dönüp şikâyet ediyor olması.

***

Zarrab konuşacak. Konuşmak için gitti Amerika’ya. Konuştuklarının bir bölümünü biz bileceğiz. Bilmediğimiz bölümünün bir bölümünü Türkiye’nin ulu, yüce şahısları bilecek. Rehinlik durumu pekişecek yani.

Rehinlik deyince de… Diyelim bir banka şubesini soymaya kalkan gangsterler şubede bekleyen müşterileri rehin alsalar… Rehineler için kaygılanır, üzülürsünüz. Onların yerine kendinizin de olabileceğini düşünür, empati kurarsınız. Filan. Ama burada öyle bir hal yok. Nasıl bir hal var, siz anladınız.

Neticede…

Mayıs başından başlayarak, Türkiye’de terör sönümlenecek. Ama devletin bölgedeki terörü tırmanacak. Hatta belki ülkenin batısındaki küçük merkezlerde Kürtlere karşı sivil görünümlü şiddet de tırmanacak. Çok geçmeden, Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde —kısa sürede bütün önemli aktörler tarafından tanınacak olan— bir Kürdistan kurulacak. Ve yine çok geçmeden Türkiye’nin güneydoğusunda bir plebisit talebi gündeme getirilecek. “Ölürüz de vermeyiz” naraları arasında çakıl taşı edebiyatı tavan yapacak. Ama ulu yüce devletimizin çıtı çıkamayacak.

Eh, toplum olarak çok da kolay katlanılır bir yenilgi olmayacak bu. Patlayan öfkenin devlete yönelmemesi için bir yerlere yönlendirilmesi gerekecek.

Gibi geliyor bana.

(CIA filan parmağını kımıldatmayacak. Ama burası da yarına kalsın.)

Genel kategorisine gönderildi