Medyaymış, Siyasetmiş…

Zaman’a kayyum atanmış ya, basın özgürlüğü yine gündemde…

***

Ertuğrul Özkök bugünkü köşesinde, Rojavalı bir Kürt gencinin Türkiye üzerinden Avrupa’ya kaçış çabasının nasıl hüsranla neticelendiğini anlatmış (http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ertugrul-ozkok_10/9-saatlik-gercek-bir-dirilis-filmi_40064337). Yazının sonundaki not şöyle: Altınoluk sahilindeki mülteci faciasında 23 kişi hayatını kaybetti. Bunların 11’i çocuktu. Bu yazıdaki bilgileri, Altınoluk’a bir muhabir gönderen Paris Match dergisinden derledim. Senaryo her zamanki gibi bana ait.

Ne anlamış olduk?

Bizim sahillerimizde, dünyada en çok bizi alakadar eden bir olay vuku buluyor. Memleket basınının en çok satan gazetelerinden birinin en etkili olduğu iddia edilen yazarlarından biri, olay hakkındaki bilgileri Paris Match dergisinden derliyor. Paris Match bizim ülkemize, neler olup bittiğini anlayıp anlatması için bir muhabir yolluyor ama Hürriyet Altınoluk’a bir muhabir yollamıyor —veya yolladığı muhabir neler olup bittiğini anlayıp anlatacak vasıflara sahip değil.

Hani medya varmış da özgürlüğü yokmuş teranelerine inanmayın diye söylüyorum bunları.

***

Bu hal yeni bir hal değil.

Bosna’da kıyamet koparken, üstelik memlekette milyonlarca kişi Bosna hakkındaki bir yalan haberle bile sokaklara dökülecek kadar mevzua hassasken de bölgede bir muhabirimiz yoktu. Pardon, galiba bir muhabir vardı, bir hafta kalıp döndü. Gazze’de, Afganistan’da, Moskova’da filan da yok. Çoğunda hiç olmadı.

Uzaklara gitmeye lüzum yok, Sur’da, Cizre’de filan neler olup bittiğini anlayıp anlatmaya ihtiyaç duyan da yok. Arada bir, mesela Metin Gürcan gibi bir —kendi tabiriyle— güvenlik analisti bölgeye gidiyor, gözlem yapıyor filan da, mesele hakkında aklı başında, dişe dokunur, okunmaya değer bir şeyler okuyoruz.

Bize medya niyetine pazarlanan şeylerin hiçbiri, hiçbir vakit, medya denebilecek şeyler olmadı. Sur’a veya Gazze’ye gitmelerine lüzum olmadı, çünkü oralarda neler oluyor olduğunu anlamak için oralarda neler olduğu malumatına kimsenin ihtiyacı yok. Herkesin bir büyük resmi var ve kararlar hep o büyük resme göre veriliyor. Hani Uğur Mumcu’nun meşhur ettiği tabirle söyleyecek olursak, herkesin bir fikri var, kimsenin malumata ihtiyacı yok.

Lakin…

Başkalarının fikirleri, malumattan zuhur ediyor. Bizimkilerin fikirleri abuk sabuk tarih ve sosyoloji okumalarından…

***

Bu hal Hürriyet ile veya anaakım medya ile veya gazete-TV formatında iş gören AKP bültenleri ile sınırlı değil. Bizim medyamız hep böyle oldu.

Yine bugün, Yeni Şafak’ta Ali Nur Kutlu namında biri, Zaman’a kayyum atanması üzerine “Ağlama ey Şakirt” başlığıyla bir yazı yazmış (http://www.yenisafak.com/yazarlar/alinurkutlu/aglama-ey-sakirt-2027256). Zaman’ın aslında bir gazete filan olmadığını, bir algı merkezi olduğunu söyleyip duruyor.

Haklı mı? Haklı.

E, kendi yazdığı mecra ne? Onun hesabınca, kendisine de hesap sorulacak günler uzakta değil.

***

Bizim memlekette, önemli bir maçı sunmak için yurt dışına gönderilen —kendisini görevlendiren— bir spor servisi şefi, maçı seyretmeye bile tenezzül etmemişti —hâlâ da aynı sektörde duayen kontenjanından ekmek yemeyi sürdürüyor. Ama Paris Match Altınoluk’a bir muhabir gönderiyor. Neden?

Bunu sorunca, AKP’nin gönüllü propagandistleri gürlüyorlar, “vay Batı uşağı, ne yani biz yapamaz mıyız, bizi aşağılıyorsun haddini bildireceğiz” filan makamlarında… Onların Cizre’ye gitmelerine lüzum yok, Gezi’de de Taksim’e gitmeye ihtiyaçları yoktu. Çünkü —büyük de değil— kocaman resimleri var hepsinin.

Manasız bir tarih şeması üzerine inşa edilmiş kocaman resimlerin dövüştüğü bir ülke Türkiye. Böyle olduğunu AKP’lilere söylediğinizde, “ne yani CHP daha mı iyi, anaakım medya daha mı iyi” filan diye köpürüyorlar. Öte tarafa seslendiğinizde “ne yani AKP’nin ve bültenlerinin halini görmüyor musun” diye…

E, evet. Her iki taraf da haklı. Her iki taraf da birbirinden pespaye.

Olanca pespayelikleriyle, olanca kifayetsizlikleriyle, her iki taraf da tarihin akışındaki aksaklıkları telafi etmek gibi devasa projelere yazılmışlar. Gülünçler.

Ama hayatımızı rehin alacak kudretleri var.

Medyaymış da… Siyasetmiş de…

Genel kategorisine gönderildi