Hikâyemiz Yok, Oyuncu Verelim

Dijital platformlar, sizin hangi anda kanal değiştirdiğiniz bilgisine sahipler. Bu bilgiyi, mesela dizi yapımcılarıyla paylaşıyorlar. “Beren Saat’in yer aldığı sahne bittiğinde izleyicilerin şu kadarı kanal değiştirdi” gibi bir bilgi, dizi yapımcılarının izleyen bölümlerde Beren Saat’i daha uzun süre görünür kılmak için gerekenleri yapmasına sebep oluyor.

Amerika’da bir dizi planlandığında, sezonluk çekiliyor. Sezon boyunca başarılı olmuşsa, oradaki dijital platformlardan gelen malumat da değerlendirilerek, yeni sezonun hikâyesi yazılıyor. Ama Türkiye’de diziler, neredeyse JIT (just-in-time) diyebileceğimiz bir yaklaşımla üretiliyor. JIT bir üretim yönetimi tabiri. Anlık taleplere göre imalatın biçimlendirilmesini adlandırıyor. Öncesi stoka üretim idi. Yani JIT, üretim yönetiminde, teknolojinin nimetlerinden de faydalanarak gerçekleştirilen bir sıçrama. Yani Amerikan dizileri hâlâ eski, geri, demode bir anlayışla üretilirken, Türkiye’de daha gelişmiş bir üretim mantığı istihdam ediliyor, denebilir.

Mesele şu: Siz kanal değiştirdiğinizde neden değiştirdiğinizi bilmiyoruz. O anda Beren Saat ekrandan kayboldu, evet. Onu biliyoruz ama başka ne oldu? Ne hissettiniz ve neden? Bilmiyoruz. Bildiğimiz şey üzerinden, Beren Saat’in sahnesinin bittiği bilgisi üzerinden bir karar veriyor, bir aksiyon gerçekleştiriyoruz. Yapıp ettiklerimiz, genellikle, hikâyeyi oyunculardan birine kurban etmek oluyor.

AKP’de olan da bu.

Artık bir hikâye yok. Olmadığını Gül, Arınç, Çelik filan, sizden önce ve sizden daha iyi görüyorlar. “Ama bizim bir hikâyemiz vardı, hikâye de şahıslardan daha mühimdi” filan diye, cılız sesle parazit yapıyorlar ama… İşte o kadar. Türk tipi siyaset modelinde, 12 Eylülcü derin fikirlilerin dizayn ettiği siyaset düzeninde, anında (JIT) siyaset üretimi mümkün. Ve öyle yapılıyor. Erdoğan dün dediğinin tam zıddını bugün söylüyor, makine, kendisinden beklenmeyecek bir manevra kabiliyetiyle, bir bütün halinde dönüyor.

***

Birileri “toplum lidere oy veriyor” masalını uydurup ondan sonra da herkes lidercilik oynamaya başlayınca, toplumun oy verebileceği bir hikâye kalmıyor. Ortada bir hikâye kalmayınca, hiç hikâye kalmayınca, toplumun oy verebileceği liderden gayrı bir şey de olmuyor ortada. Dizinin hikâyesi olmayınca, Beren Saat ekranın bir kenarından kaybolduğunda, artık seyre değer bir şey de kalmıyor. Siz de başka kanallara zıplıyorsunuz.

Ama siyasetin başka kanalı yok. O tek kanallı bir mekanizma. Bir tek dizi var, sabah akşam sahneleniyor. Dizide bir tek esas oğlan var. Bir de esas oğlanlığa hevesli olduğu bile şüpheli birileri tarafından üstlenilmiş bir takım yardımcı roller… O yardımcı rollerdekiler de esas oğlanı taklit etmeye çalışıyorlar. Bir hikâye anlatmak yerine, bir şahıs anlatıp duruyorlar. Toplumun seçecek bir şeyi kalmıyor.

(Hangisiydi hatırlamıyorum, Dünya Kupalarının birinde, biri hariç her takım 3-5-2 oynamıştı. Şampiyon da 3-5-2 oynayan takımların arasından çıkmıştı. Futbol allameleri de “gördünüz işte, 3-5-2 en iyi sistem” diye döktürmüşlerdi. Biri çıktı dedi ki “e, herkes 3-5-2 oynarken, hangi sistemin kazanması bekleniyordu ki”. Ben de aynı mantıkla sorayım: Memlekette lidere oy vermeyen birileri varsa, hangi partiye oy vererek bunu gösterecekler? Bence varlar. Çoklar ama seçenekleri yok.)

AKP’nin başlangıçta, evet, bir hikâyesi vardı. Kendi hesabıma hiç de inandırıcı bulmadığım bir hikâye ama neticede bir hikâye işte…

Şimdi yok. Yüz küsur yıldır iş yapmış ne varsa sandıklardan çıkarılıp, üzerimize boca ediliyor. Bolca antiemperyalizm, bolca yalıtılmışlık, bolca yeknesaklık, bolca düşman, bolca hain, bolca devlet, bolca millet… Söylenenlerin arasında bir tutarlılık filan aranmıyor. Çünkü lüzum yok.

***

Bir toplumun başına gelebilecek en büyük felaket, hikâyesizlik. Türkiye, hikâyesi kalmadığını, bir afete maruz kaldığını hissediyor. Bu afete uğramışlık duygusunu, bu hikâyesizlik halini, bir adamın peşinden sürüklenerek aşmaya çalışıyor.

Adam, adam olsa, göbeğine kendisini koyduğu bir hikâye yazar, bir taşla iki kuş vurur. Ama adam değil, yanında yamacında adam bırakmadı. Göbeğinde kendisi olan bir hikâyeye bile razı değil. Sadece kendisi olsun istiyor.

Yani Gül’den, Arınç’tan, Çelik’ten ve benzerlerinden bir şey beklemeyin. Onlar sizden daha aciz, daha çaresiz. Böyle arada bir sahneye dalıp, mızmızlanıp, esas oğlanın kendilerinden ne kadar üstün olduğunu herkese ispatlama işini yapıp, çıkacaklar.

Genel kategorisine gönderildi