PKK’yı Devlete Eşitlemek

Malum zat ve korosunun anlayabilecek zihni donanımları yok, artık besbelli. Ben size hatırlatayım. Biz gençken çok durulmuştu üstünde, terörle mücadelenin en önemli enstrümanlarından biri lisandır. O uzun tartışmalardan kalan tortuyla PKK’ya PKK demiyor, terör örgütü diyorlar mesela. Sadece o kadarını akıllarında tutabilmişler işte. Hoşgörün siz onları, kapasiteleri bu kadar.

Lisan her alanda mühim elbette. Terörle mücadelede de çok yönlü ehemmiyeti var. Birini, Akşam’da yazarken, “PKK TSK’ya Ne Vakit Eşitlendi” diye sorarak tartışmıştım. Eğer konuşurken PKK ve TSK’dan sanki birbirinin simetriği iki şeyden söz eder gibi konuşursanız, PKK’ya TSK’nın statüsünü, yani bir devletin meşru silahlı gücü olma statüsünü de vehmetmiş olursunuz. Kastınız o olmasa bile, muhatabınız yekten öyle dediğinizi düşünmese bile, hem sizin zihninizde, hem de muhatabınızın zihninde, üstelik erişilemeyecek ücralarda, bir tür mütekabiliyet hali yerleşir.

Yerleşti zahir.

Veya hep vardı malum kafalarda ki, şimdi artık PKK-TSK mütekabiliyeti de kesmiyor, PKK-Devlet mütekabiliyeti imal ediliyor. Ne demek devleti eleştiren akademisyenlere “terör örgütünü neden eleştirmiyorsunuz” demek! Bu lafı lafmış gibi edip duran vatansever müsveddeleri, size soruyorum, ne diyor olduğunuzun farkında mısınız? Değilsiniz. Farkında olmayacak kadar ahmaksınız. Ahmaklığınızla orantısız ölçüde kudretlisiniz. Dolayısıyla ziyadesiyle sevdiğinizi iddia ettiğiniz her şey, ziyadesiyle tehdit altında…

Başta vatan…

***

Size basit bir düşünce deneyi: Diyelim Giresunsporlu bir futbolcusunuz. Kupada dün gece Fenerbahçe ile karşılaştınız. Maçtan sonra yayıncı kuruluş size mikrofon uzattı ve siz de Van Persie’nin faul yokken kendisini yere bırakmasından şikayet ettiniz (maçı izlemedim, Van Persie’nin oynayıp oynamadığını bile bilmiyorum). Sonra Van Persie ile röportaj yapılırken ona sizin iddianız hatırlatıldı. Van Persie “iyi ama birkaç dakika önce o da aynı şeyi yapmıştı” dedi. Ne hissedersiniz?

Van Persie’nin sizi, kendisine eşdeğer gördüğünü hissedersiniz.

Eğer Giresunsporlu bir futbolcu olsanız, muhtemelen, görüp göreceğiniz en büyük iltifat bu olur ve hayatınız boyunca anlatır durusunuz, “ben Van Persie’ye karşı oynadığımda…” filan diye. Siz böyle abuk sabuk konuştukça, PKK da avucunu ovuşturuyordur, milyar dolar harcasalar bu statüyü elde etmelerini sağlayacak kampanyaları yapamayacaklarını düşünerek.

Giresunsporlu futbolcu da, Van Persie de –çok farklı klasmanlarda olsalar da– futbolcular nihayetinde. Aralarında bir mahiyet farkı yok, bir derece farkı var yani. Devlet ile PKK arasında?

AKP’den önce, devlet ile PKK arasında bir mahiyet farkı vardı. Şimdi derece farkı bile kalmadı. Bir tür terör örgütüne dönüştü devlet. İşte o yüzden herkese “ama terör örgütünü kınamadınız” deyip dururken, on küsur yılda devleti ne hale getirdiklerini itiraf ediyorlar zımnen. Zaten bir terör örgütünden, bir çeteden gayrısını örgütleyebilecek, bir çeteden daha karmaşık örgütleri –bırakın kurmayı veya yönetmeyi– kavrayabilecek zihinsel kapasiteleri yok. Çetecilik oynuyorlar ve çetelerle çetecilik yarıştırıyorlar.

***

Bir de teknik terimlerle söyleyeyim.

PKK ile devlet arasında bariz bir mahiyet farkı var/olmalı. Bu mahiyet farkının –her mahiyet farkı gibi– bir yığın bileşeni var. Sadece birisini söyleyeyim. PKK bizim için bir parametre, devlet ise karar değişkeni.

Yağmurun yağıp yağmayacağı bir parametredir. Sizin şemsiyeyi yanınıza alıp almayacağınız ise karar değişkeni. Terör örgütünün ne yapacağını ben tayin edemem. O şunu veya bunu yapar. Genellikle de adice işler yapar. O yüzden bir terör örgütü o.

Devletin ne yapıp ne yapamayacağı ise kayıt altındadır. Her istediğini yapamaz. Adice işler yapmak zorunda kalırsa, kendi halkından gizli saklı yapmaya çalışır. Gizli saklı yapmayı beceremiyorsa, halkını –sadece iktidar partisine oy vermiş olanları değil, herkesi– razı etmeye, ikna etmeye uğraşır. İkna edemediklerine karşı kendisini mahcup hisseder. Öyle dayılanıp, önüne geleni vatan haini filan ilan etmeye teşebbüs etmez yani. “Ya, aslında yakışıksız şeyler yapıyoruz, başka türlüsünün elimizden gelmediğini size ifade etmeyi de beceremedik, artık kusurumuza bakmayın, hakkınızı helal edin” gibilerden, alttan alır.

Ama…

Bütün bunlar, devletin rutin işleyişi içinde, nadiren, başka çare kalmadığında müracaat edilecek istisnai işler. Normal devletlerde 8-10 yılda bir ya olur, ya olmaz. Öyle her gün adilik yapmak zorunda kalıyorsanız, ya adiliğinizdendir, yani fıtratınızda olan zaten odur. Veya o kadar beceriksizsinizdir ki, adilik yapmadan işleri yürütmekten aciz kalıyorsunuzdur. Size söylüyorum devlet görünümlü çete. İki seçenekten uygun olanı seçebilirsiniz.

***

Neyse… Uzun lafa aslında lüzum yoktu. Bir yanda 1100 küsur akademisyen size karşı. Öte yanda Sedat Peker gibi bir destekçiniz var. Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim, derler ya…

Genel kategorisine gönderildi