Ağır Aksak

Daha önce gönderme yapmış olmalıyım, Toffler İkinci Dalga Medeniyetinin örtük kodu olarak altı unsur sayar: Standardizasyon, uzmanlaşma, senkronizasyon, yoğunlaşma, maksimizasyon ve merkezileşme. İkinci Dalga Medeniyeti yerine siz modernlik deyin, sanayi çağı deyin…

Benim açımdan, İkinci Dalga Medeniyetinin örtük kodu, Aydınlanma aklı deyip durduğum şey. Toffler’ın saydığı altı maddeden ibaret değil Aydınlanma aklı ama bu altı madde, Aydınlanma aklını büyük ölçüde açıklıyor.

Toffler, mesela okul dediğimiz eğitim teknolojisini bu altı madde açısından analiz eder. Siz de edebilirsiniz ve okulun neden olduğu gibi olduğunu –eğer daha önce o gözle bakmadıysanız, muhtemelen şaşkınlıkla– fark edersiniz. O vakit belki de, okul denen teknolojinin iyileştirilerek (yani mesela müfredatı değiştirilerek, öğretmenler daha iyi eğitilerek, okul binalarının bakımının daha iyi yapılmasıyla filan) bugünün ihtiyaçlarına uygunlaştırılamayacağını da teslim edersiniz.

Biz değiştik. Değişimimizde okul önemli bir rol oynadı. Ama artık okul, büyük ölçüde zaman israfı. İnsanoğlunun gelişmeye en müsait olduğu dönemini geçirdiği okul, artık onu zenginleştirmiyor, kötürümleştiriyor. Biz çocukken okul, en varlıklı ailenin evinden bile daha zengin bir mekândı, daha çeşitli yaşantılar sunuyordu. Bugün en yoksul evde bile en gösterişli okuldan daha zengin yaşantılar mümkün.

Okul sadece bir misal. Bütün kurumlarımız İkinci Dalga kurumları. Onun örtük koduna göre biçimlendirilmiş kurumlar onlar. Ama artık standart altyapı üzerinde, zamanında hayal bile edilemeyecek çeşitlilikte ürünler var ve dahasını talep ediyoruz. Kişiye özel tasarımlara imkân veren her şey müthiş bir sosyal karşılık buluyor. Herhangi bir disiplinin penceresinden bakınca, herhangi bir işe yarar fotoğraf çekmek imkân dışı artık, disiplinlerarası olmak gerekiyor. Senkronize olmaktan nefret ediyoruz. Seyreliyor ve seyreltiyoruz. Maksimizasyon yerine optimizasyon peşinde koşuyoruz ve dağıtık sistemler talep ediyoruz. Dediğim gibi, sadece eğitimde değil… Siyasette de mesela. Hatta belki de en çok siyasette…

Yeni nesil kurumlar yaratmadan, içinde debelendiğimiz sarsıntı dinmeyecek. Biz ve kurumlarımız (ve daha birçok şey) birbirinden farklı viteslerle yol alıyor. Önce birisi öne geçiyor, gerilim artınca deprem oluyor, diğeri onu yakalıyor, filan.

Şimdi bariz biçimde görülüyor ki, devlet denen kurum, İkinci Dalgada şekillenmiş haliyle, dünyanın tamamındaki adaletsizlik duygusunu gidermek için tamamen yetersiz. Zenginliğin üretiminin vites büyütmesinin önünde engel. Zenginliğin paylaşımını giderek adaletsizleştiriyor. Eğitim kurumları marifetiyle, aslında dedelerinden daha iyi olan insanları zehirliyor. Ve saire…

***

Mesela, Bush Irak’a girerken, iki milyon İtalyan Roma’da toplanıp itiraz ettiği halde, İtalyan siyasetçiler Bush’un yanında hizalanabildiler. O iki milyon İtalyan’ı ve orada olmadığı halde orada olanlarla duygudaş olan milyonlarcasını örgütleyecek mekanizmalarımız yok. İkinci Dalga anlayışıyla inşa edilen güya sivil toplum örgütleri, çok geçmeden, İkinci Dalga anlayışına çöküyorlar. O İtalyan’ları ve onlarla aynı önceliği paylaşan Türkleri ve daha başkalarını örgütleyen mekanizmalarımız olsaydı, belki de Irak’ın işgaline engel olunamayacaktı. Ama her birimiz, şimdi yaşamamış olduğumuz yaşantılar biriktirmiş olacaktık. Olduğumuzdan başka türlü olacaktık.

Belki savaşı, şimdi içinde yaşıyor olduğumuz savaşı önleyemeyecektik ama savaşın sonunu getirecek köklü değişiklikleri, yeni denge halini inşa edecek birikimi üretmiş olacaktık.

Şimdi oluyor olan böyle bir şey. Ağır aksak, deneye yanıla…

Genel kategorisine gönderildi