Bizden Biri

Rahmetli Demirel, ihtiyaç hissettiğinde Isparta köylüsü ağzıyla konuşurdu. Memleketin siyasi analist kadrosundan sebepleneneler de, bu biricik göstergeden “ahalinin kendisi gibileri seçtiği” klişesini ürettiler ve hâlâ aynı sakızı çiğnemekteler.

Hâlbuki hal bu değildi. Ahali Demirel hakkında bir efsane üretmişti. İşte “adam yirmi yıl önce bir defa gördüğü adamı hatırlıyor, ‘senin tarla sınırı problemi ne oldu’ diye soruyor” türünden laflarla örülmüş bir efsane. Demirel’e, başka kimsede olmayan vasıflar yakıştırılmıştı –ki rahmetlinin bir kısmını hak ettiğine de şüphe yoktu.

Ampirik göstergelere lüzum yok ayrıca, analitik olarak da, ahalinin kendisine benzeyeni seçmeyeceği, kendisine benzeyenin arkasında istiflenmeyeceği neticesine ulaşabiliriz. Eğer benim gibi biriyse filanca, ona niye benim hakkımda karar verme yetkisini devredeyim ki? Öyle yapacak olursam, hepimiz biricik olan pozisyonun eşit adayları haline geliriz ve bu varsayımdan bir düzen zuhur etmez.

Ahaliye göre Demirel, kendi içinden çıkmış, başka biriydi. Kendi içimizden çıkması mühim –yarın bizim çocuğumuz, torunumuz da olabilir yani– ama bizim gibi olmaması daha mühim.

***

Peki, Erdoğan sahip olduğu desteğe neden sahip oldu?

Memleket ortalaması kadar zekâsı, nezaketi, marifeti, şusu veya busu yok. Hangi vasfına binaen arkasında istiflendi, istiflenenler? Erdoğan’dan çok daha zeki olduğunu, hemen her konuda ondan daha vasıflı olduğunu bildiğim birçok kişi, Erdoğan’a –nerdeyse şartsız– teslim oldular. Neden? Kendilerine sorduğumda –uğraşa didine de olsa– aldığım cevap hep, “sezgileri güçlü” oldu.

Sezgileri güçlü dedikleri adam, kazanamayacağı seçimde vekil adayı oldu. Sonra kazanabileceği –aslında kazandığı– seçimde, hemşerisi tarafından dolandırıldı ve onca kampanya dönemi süresince dolandırılabileceğini hissetmedi. Sonra, partisi iktidarı aldıktan kısa süre sonra, partisini arkalayan tabanın hissiyatını ıskalayıp, tezkerenin reddedilmiş olmasına efelendi. Sonra 2007’de gelmekte olanı fark edemedi, fark ettiğinde çark etti. Sonra Gezi’yi hissedemedi, hissedemediği şey vuku bulduğunda ne yapacağını bilemedi. Her defasında başkaları, Erdoğan’ın çuvallamalarının yol açtığı hasarı tamir etti, kazancı Erdoğan’a yazıldı.

Filan.

Kısası, Tansu Çiller bir yana, Mesut Yılmaz kadar bile sezgisi yoktu. Hiç olmadı.

Peki, arkasında istiflenip ona sahip olduğu gücü devredenler, aslında neden böyle yaptılar?

Bu sorunun cevabı, muhtemelen Erbakan’ın onun önünü kesmeyi neden çok istediğini anlamakla bulunabilir. Erbakan, hiç şüphesiz, memleket ortalamasına göre çok zeki biriydi. Ama ayrıcı vasfı zekâsı değildi. Ayrıcı vasfı ihtirasında ve mühendisliğindeydi. Mühendislik kavrayışını, kendisinden önceki mühendislerin hiçbirinin yapmadığı kadar katıksız bir biçimde siyasete transfer etmiş olmasındaydı. Yani kendisi, kendi ayırıcı vasfının bu olduğunun farkındaydı. Ama galiba yine farkındaydı ki, onun arkasında yürüyenlerin önemsediği fark bu değildi. Onlar, kendilerinin olamayacağı kadar merhametsiz, kendilerinin olamayacağı kadar kindar bir Erbakan’ın merhametsizliğine ve kindarlığına ihtiyaç duyuyorlardı.

Erbakan Erdoğan’ı bu yüzden bir tehdit olarak görüyordu. Çünkü Erdoğan Erbakan’dan da merhametsiz ve ondan daha kindar. Erdoğan’da derin sezgiler vehmedenler, “ama adam bizim merhametsiz olamayacağımız kadar merhametsiz” diyemeyecekleri için, sezgi filan uyduruyorlar. Bana yalan söylediklerini söylemiyorum, kendilerine yalan söylüyorlar. Netice olarak, Erdoğan’a ihtiyaçları var.

Demem şu: Erdoğan’a bakıp, onu seçenlerin veya onu tahkim edenlerin vasıfları hakkında kestirimde bulunmak hatalı neticelere yol açar. Yani memleketin ortalaması bile, “çaldımsa çaldım, şimdi hukuki düzenlemeyi yapma vakti” filan gibi zırvalıkları, başkalarının gözünün içine baka baka, akıl ürünüymüş bir edayla söyleyemez. Üçüncü sınıftan terk ortalama bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bile, üçüncü sınıfta okuyan bir çocuğun ancak “nasıl geçirdim ama” diye hissedeceği lafları böyle uluorta dolaşıma sokmaz.

***

Netice olarak…

Demokrasiler, ayırıcı vasıfları olan insanların bazılarını ileri iter. Eğer başkalarından daha zeki birilerini ileri itiyorsa başka, başkalarından daha nefret dolu birilerini ileri itiyorsa başka bir güzergâhtan geçer toplum. Başkalarından daha merhametli birileri yükselirse başka, başkalarından daha gaddar birileri yükselirse başka bir toplum olur.

Ve…

Eğer başkalarından daha nefret dolu biri iktidarı ele geçirdiğinde, onunla rekabet edenlerin hepsi ortalama vasıflara sahipse, kazanma şansları olmaz. Onunla rekabet etmek için ondan daha nefret dolu birilerini aranırsa… Sistemin nereye evrileceği malum. Erdoğan’ın en büyük şansı, karşısındakilerin hep vasat insanlar olması oldu.

Genel kategorisine gönderildi