Roma’dan Bildiriyorum

Roma Havaalanının, gecekondudan hallice H Terminalinden bildiriyorum.

İlk intibaım şu olmuştu: Zavallı Roma, 60’larda Asfalt Osman misali uzak görüşlü, modern bir belediye başkanına sahip olamadığından, şehrin eski mahallelerinin neredeyse tamamının sokakları parke. Eğri büğrü, eski.

Sonra Roma’nın neden bu kadar zavallı kaldığının sadece Osman Kibar benzeri bir belediye başkanı eksikliği ile açıklanamayacağını müşahede ettim. Şehrin siluetini muhafaza etmeye pek meraklı başkanları da olmamış besbelli. Dolayısıyla şehir, ağaç kesitindeki halkalar gibi, her halkanın hangi dönemde imar edildiği bilgisini taşıyarak genişlemiş. Mesela on katlı bir bina görmedim. AVM görmedim.

Eh, anlaşılır şey: “Milano’da ne varsa Roma’da da olsun, Floransa’da, Torino’da, Venedik’te ne varsa hepsi Roma’da da olsun diyen, uzun boylu bir Roma aşığı belediye başkanları da olmadığından zamanında, sonra onu Başbakan filan edemediklerinden, öyle mazlum, öyle gariban kalakalmış dört küsur milyon nüfusuyla birinci Roma. Erdoğan ve hempaları buraya bir gelseler… Üüf. Yıkılıp yerine yepisyeni binalar yapılacak öyle çok çağdışı bina var ki, görmediyseniz hayal bile edemezsiniz.

Roma’da ATM de görmedim. Bizim bankacılarımıza da fena halde ihtiyaçları var. Yakında sokağa çıkan insanların alınlarını filan da birer mecra olarak değerlendireceklerinden endişe ettiğim ajanslarımıza da çok iş var Roma’da. Mesela Colleseum’un o bakımsız devasa cephesini değerlendirmenin kimsenin aklına gelmemiş olmasından ibaret değil eksiklik. Bizim ajanslarımızın pek sevdikleri o meşhur outdoor, neredeyse hiç yok.

Sonra MHP’lilere de dehşetli ihtiyaç var, çünkü her yer, hiç dayak yememiş çekik gözlülerle dolu. Gerçi bu akşamüstü servise binmek için Tiber’in üstünden geçerken, yeşil (ama haki yeşili değil, basbayağı ıspanak yeşili) üniformalarının içinde, üstelik çoğu otuzlu yaşlarında görünen, sırtlarında taşıdıkları yükten belleri bükülmüş, kızlı erkekli izciler gördüm ki, böyle bir kurumun varlığını unutmuş olduğumu fark ettim. Gerçi, dediğim gibi, çok yorgun görünüyorlardı ama yine de bir zahmet çekik gözlüleri dövebilirlermiş gibi geldi bana.

Filan…

***

Beni bilen bilir, yurtdışına çıkmaktan hiç hoşlanmam. Gidip görmek zorunda kaldığım yerler hakkında fikrim sorulduğunda, bir vakittir, “sürgüne gitmek zorunda kalsam yaşayamam” diye cevap vermekteydim. Birkaç yıldır, uzunluğu yaklaşık on yıl süren bir filmi, her defasında biraz daha eskimiş kopyasından seyretmekten gına gelmiş bir halde, “ulan acaba yurt dışına mı kaçsam” diye hissediyordum. O his mi denk geldi bilemedim ama “ben burada yaşarım” dedim kendi kendime. Hele bir de Güven projesini hayata geçirir, uluslararası bir “çay evi” ağı kurar, Roma’da demleme çay da bulabilirsem, neden olmasın?

Romalıları sevdim. Hiç obez Romalı görmedim mesela. Hayatla barışıklar. Almanların salladıkları parmaklarının hedefi durumundalar ayrıca, sempati duymak için ekstra bir sebep daha. Ölçülü insanlar. İnsani ölçekleri olan bir şehir imar etmişler. Öyle her şeyleri yerli yerinde değil. Yani bir Alman şehri değiller.

Sevdim ben burayı. Bu tuhaf havaalanı da duygumu değiştirmeye kafi gelmeyecek.

Genel kategorisine gönderildi